Paylaş | 
 

 17.Bölüm Senaryosu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
murat&hasret
Star Üye
avatar


Kayıt tarihi : 29/05/10

Mesaj Sayısı : 658

Nerden : GöNüLçElEn MaHaLlEsİnDeN

İlgi alanları : senaryo,müzik,basketbol,futbol

Durumunuz : gayet iyi:)

Teşekkür Sayısı : 759

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Perş. Tem. 01, 2010 1:10 pm

o artık senin düşüncen bilemicem.ama her ne olursa olsun levent,muratın hasreti sevdiğini biliyor.arkadaşına nankörlükte yapamaz bunu göze alamaz ve murat yardım istediğinde yardım etmekten başka çaresi yok dimi(buda benim düşüncem)
her kesin kendine ait düşüncesi vardır.buna da saygı duyuyorum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
ayşenur
Katılımcı Üye
avatar


Kayıt tarihi : 24/05/10

Mesaj Sayısı : 159

Nerden : inegöl\bursa

Yaş : 20

İlgi alanları : BURAK ÖZÇİVİT.CANSEL ELÇİN,ROBERT PATTİNSON <3<3<3

Durumunuz : sanane xD

Teşekkür Sayısı : 171

Rep Puanı : 1

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Perş. Tem. 01, 2010 1:13 pm

sende kendine göre haklısın bende.amabu konuyu bence kapatalım.yoksa kavgaya kadar gidebilir
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
murat&hasret
Star Üye
avatar


Kayıt tarihi : 29/05/10

Mesaj Sayısı : 658

Nerden : GöNüLçElEn MaHaLlEsİnDeN

İlgi alanları : senaryo,müzik,basketbol,futbol

Durumunuz : gayet iyi:)

Teşekkür Sayısı : 759

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Cuma Tem. 02, 2010 3:39 pm

öyle olsun arkadaşım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
xx-meltos-xx
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 12/06/10

Mesaj Sayısı : 70

Nerden : Fransadan

Yaş : 25

İlgi alanları : walla ne olsun iste internet,muzik...

Teşekkür Sayısı : 82

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 06, 2010 11:17 pm

yaaa devami yokmuuu ??????????
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
murat&hasret
Star Üye
avatar


Kayıt tarihi : 29/05/10

Mesaj Sayısı : 658

Nerden : GöNüLçElEn MaHaLlEsİnDeN

İlgi alanları : senaryo,müzik,basketbol,futbol

Durumunuz : gayet iyi:)

Teşekkür Sayısı : 759

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Çarş. Tem. 07, 2010 2:29 pm

bu sondu canım
devamını getirmeyi düşünmüyorum.isteğin için tşk canım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
xx-meltos-xx
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 12/06/10

Mesaj Sayısı : 70

Nerden : Fransadan

Yaş : 25

İlgi alanları : walla ne olsun iste internet,muzik...

Teşekkür Sayısı : 82

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Çarş. Tem. 07, 2010 6:30 pm

hiç istemezmiyim hele bide yazan sen olunca
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
hüllya
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 09/07/10

Mesaj Sayısı : 47

Teşekkür Sayısı : 51

Rep Puanı : 3

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Cuma Tem. 09, 2010 5:03 pm

bencede güzel olmuş özelliklede sonu umarım her şey dediğin gibi olur sonuda mutlu biter
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
|»Ela«|
Erişilmez Üye

avatar


Kayıt tarihi : 23/04/10

Mesaj Sayısı : 2833

Nerden : ankara

Yaş : 23

İlgi alanları : müzik dinlemek,kitap okumak,gezmek vs. :D

Durumunuz : idare ediyoruz işte :D

Teşekkür Sayısı : 2969

Rep Puanı : 26

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Cuma Tem. 09, 2010 11:26 pm

emeğine sağlık canım.tek kelimeyle harika tüm yazdıkların.devamını bekliyorum
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
murat&hasret
Star Üye
avatar


Kayıt tarihi : 29/05/10

Mesaj Sayısı : 658

Nerden : GöNüLçElEn MaHaLlEsİnDeN

İlgi alanları : senaryo,müzik,basketbol,futbol

Durumunuz : gayet iyi:)

Teşekkür Sayısı : 759

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   C.tesi Tem. 10, 2010 12:43 pm

çok teşekkürler canım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
krissehrob
Erişilmez Üye

avatar


Kayıt tarihi : 17/04/10

Mesaj Sayısı : 1585

Nerden : Bursa

Yaş : 22

İlgi alanları : Müzik,Sinema,Kitap okumak,dizi.....

Durumunuz : ELa ve ZeynepLe kopuyoruz=)

Teşekkür Sayısı : 1706

Rep Puanı : 26

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   C.tesi Tem. 10, 2010 4:01 pm

ben bütün yazdıkLarınada bayıLdım arkadaşım inş fiLmde böLe biter hatta biraz daha iLerLer de hasret'Le murat'ın bi çocuğu oLur=)=)=)


TEKRAR TEŞEKKÜRLER ARKADAŞIM ELLERİNE SAĞLIK==)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
murat&hasret
Star Üye
avatar


Kayıt tarihi : 29/05/10

Mesaj Sayısı : 658

Nerden : GöNüLçElEn MaHaLlEsİnDeN

İlgi alanları : senaryo,müzik,basketbol,futbol

Durumunuz : gayet iyi:)

Teşekkür Sayısı : 759

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   C.tesi Tem. 10, 2010 5:33 pm

rica ederim canım
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   C.tesi Tem. 10, 2010 9:31 pm

---- ARTIK HERŞEY FARKLI ----
H:sen beni yılar önce bırakıp gittin ve hiç bi şey demedin şimdi çekip gidiosn!
S:kızımm... nolur bi kere dinle beni...
H:ben ne diyim şimdi sana hıı ne diyim bende diyodum ki bnm annem dünyanın en güzel kadını engüzel kokulu annesi...
M:hasret dinle o seni bırakıp gitmedi dinle hasret...
H:sen sen murat hoca sende biliodn demek sende bana solemeedin:(
M:hasret o senin annen ne olursa olsun gelsin boynuna sarlıp daha da hiç bırakmıcam diodn şimdi ne oldu deişen ne annein yakınında olması mı...
S:hasret kızım nolur dinle beni içinden geçenleri biliorm boynuma sarılmak geçio haret aynısı bnm içinde geçerli...
Hasret ağlayarak annesinin boynuna sarııp ve o an herşeyi unutur fakat her şey bi yana murat bi yanaydı onun için bu durumda onu düşünmesi biraz saçmaydı ama aşkın gözü kör olsun:)O sırada aslıdan tlfn gelir:
A:hocam nerdesiniz herkes tebrik için sizi bekliyo.
M:tmm aslı biz geliyoruz.Hasret hadi gitmemiz gerekio annen nede olsa bi yere gitmio.
S:Ben yıllar önce hayatımı burda durdurdum şimd...
H: anne tmm hiç bişein önemi yok herşey farklı dwm edio artık geçmişi unutalım bak önünümüzde bambaska bi hayt war'
Murat o sırada taksi çağırıp saimeyi ewe gönderir.Hasret ve Murat taksidedir:
H:sen biliodn ve bana bunca zmn solemedin m...
M:Hasret sakin olur musun ltfen bende yeni öğrendim bunları konuşacak uzun zamanımız ocak.
Ve osırada salona warmışlardır.Tebrikler bitmiştir.Murat Hasrete söz verdiği gibi olanları anlatmak istiodr.
M:hasret bnmle gel sana olanları anlatıcam.
H:nereye gidiyoruz?
M:Sürpriz:)
Ve Murat hasreti önceden geldikleri otele getirmiştir.
H:ewet Murat seni dinliorm.
----------------------------------------------------------
Olanları anlatmıştır Murat
M:hasret artık hayatın çok daha farklı farkında msn?
H:ewet murat h...
M:Hasret şimdi bana hoca demeyebilirsin gösteriden önce kafanı karıştırmamak için aramızdaki yakınlaşmaya bi mesafe koymaya karar werdim ama herşey bitti ve artık sen ünlü bi yıldızsın yrn gazeteler hep senden bahsedio olcak ben sana öğrenci-öğretmen ilişkisinden çok yani daha farklı bi ilişkiye yön wermek isterim eğer sen de istersen tabii...
H:Murat bgn kafam çok karşıktı annemin kim olduğunu öğrendim ve çok şaşırdım ama yanımda olmandan hem mutlu oluyrm hemde kendimi güvende hissediorm bende aynı şeyleri hissediorm...
Artık sabah omuştu we ikisinin hayatarı birleşmişti artık romantik bi gecenin ardından romantik kahvaltı ile dwm ederler. We ilişkilerinin durumunu konuşurlar ewlenmeye krr werirler!!!
---SON---
NOT:ARKADAŞLAR BEĞENDİĞİNİZİ SÖYLERSENİZ DEVAM EDECEĞİM!!!
KEYİFLİ OKUMALAR YORUMLARINIZI BEKLİYORUM!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
busraa123
Katılımcı Üye
avatar


Kayıt tarihi : 01/05/10

Mesaj Sayısı : 122

Yaş : 22

Teşekkür Sayısı : 136

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 9:22 am

guzel olmus Gülümseme da, biraz hizli girdin olaylara ..
ama super olmus devam et sen Göz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 8:32 pm

tmm cnm
son olayları fragman olarak werdim ztn
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 8:47 pm

--- SÜRPRİZ BİR TEKİF ---
Romantik bir kahvaltı ile dwm ederler.Murat Hasretin ewlilikle ilgili ne düşündüğünü çok merak ediodur ve dayanamaz bole bi tekif karsında ne yapacağını sorar.
M:Hasret senin hiç beklemediğin birinden ama ona çok güveniosn ewlenme teklifi gelse neyapardın.
H:bilmem kbl ederdim herlde ona çok güweniorm ve tabii yakısıklı ise:)
M:oda kendi çapında yakışıklı)))
H:tabii ki de kbl ederim:)
Hasret muratın kendisinden bahsettiğinin farkındadır
we biraz naza çekilmek ister we hmn cwp wermek istemez...
H:murtcım ewe nzmn döncez?
M:sıkıldın heralde bnmle olmaktan
H:yooo (ömrümü seninle geçirsem sıkımam der içinden) sıkılmadım da annemi mrk ettim der.
M:haa sen merk etme cnm ben sabah konuştum.
H:hıı iimimiş bari:)
M:ii sen hazırlan seni bi yere götürcem
H:hmm çok mrk ettim nereye acabaa?
M:sürpriz cnm görürsün
Aradan yarım saat geçer ama hasret hala banyodan çıkmamaıştır.
M:hasret ii misin cnm bi şein yok dimi
H:yok cnm iim geliorm
Hasret banyodan çıktığında mrt gözeine inanamaz üzerinde siyah bir kıyafet beyaz kemerli kolları çok şık bi kıyafet wardır we makyajı da süpeeeeer:)
M:bu kadar beklemene demiiş doğrusu:)
H:eeeee kimin öğrencisiyim tabii:)
M:biz dün gece ne konustuuk hoca yoook:)
H:tmm askımmmmm:)
M:hah şimdi oldu askımmmmmm:)hadi hazırsan çıkalım olur mu?
Murat Hasreti bir balık restorantınagötürür.Balık sipariş wwerirler ve murat önceden yaptığı ayarlamalarla balığın içinden yüzük çıkarır
H:murat sen sen harikasın der gözlerine inanamaz
M:Hasret benimle ewlenirmisin?
H:Bunca zor zamandan sonra geçirdiğim en ama en güzel gündü cnmm amaaa ben kararsızım kalbimin sesini dibleyerek eweeeeeeeeeeeeeeeeeeettt diyorum:)
M:Hasret seni çoooooook sewiorm
O sırada murattan büyükkkkkk bir öpücük alır
Otele dönerler we aksam olmustur.Çok romantik bir ortam wardır.We yavas yavas dudaklar birbirine tenler birbirine dokunmaya başlar.Fakat Hasret küçük bir hamle ile sıyrılıR.
H:askımm kıyfetimi değiştirmem lazım
M:yardım edim hayatımm.
H:bi düşünmem lazım peki tmm tmm
M:çok güzell kokuosn aşkım der bi buse kondurur boynuna
H:askım kendini yatağa zor atıcaksın heralde:)
We zar zor yatağa düşerler sabaha kadar birbirlerini öper we mercimeği fırına werirler:) BU İŞİN ŞAKASI CİDDİYE ALMAYIN!!!
Çok romantik şeler yaşanır sabah konağa dönerler herkes onları mrk ediodr.
N:oğlum nerdesiniz çok mrk ediyorum sizi aramadığım yer yok.Aaaaaa hasretcim çook güzeldin sahne performansın harika idi.
H:teşekkür ederim nesrin hanımcımm
M:Anne çok önemli bi konuda konuşmam gerekio
N:tmm oğlum ne bu heyecan aa yavas
Murat annesi ile bu konuyu konuşur nesrin işe pek sıcak bakmasa da oğlunun mutluluğu için onaylaması gerekir.Bu arada da Hasret annesi le wakit geçirir olanları anltır.Bu işe çok sewinen saime sarılıp hasreti kutlar.Levent bu işe biraz üzülmüştür kalbi kırıktır.Nede olsa bi zamanar onu sewiodu. BURDA KESMEM SAÇMA AMA DEVAM EDECEĞİM
-----------------------ARKADAŞLAR DEWAM EDECEĞİM YORUMLARINIZI BEKLİYORUM---------------------NOLUR BEĞENDİĞİNİZİ SÖYLEYİN NOLUUUUR MORALE İHTİYACIM WAR NOLUUUUUUUUUUR------------------
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 9:53 pm

Kalkamıyorum Murat. Allah’ım duba gibi oldum!” dedi Hasret dehşetle.
“Tamam, tamam dur geliyorum.” dedi Murat iki adım öteden hızla Hasret’in yanına geldi.
Hasret’i elinden tutup kalkmasına yardım etti. Hasret tam karşıda duran boy aynasına bakıyordu. Yüzünü buruşturdu.
“Of be oğlum anneyi ne hale getirdin. Sen bir doğ, soracağım bunların hesabını.” dedi Hasret.
“Oğlum mu? Erkek olduğu ne malum Hasret Hanım?” dedi Murat ciddiyetle.
“Farklı bir iddian var sanırım. Yok bence erkek olacak. Ben öyle hissediyorum.”
“Ben de kız olacak gibi hissediyorum.” diye karşılık verdi Murat.
“Sen hissedemiyorsun canım.” dedi Hasret kaşlarını kaldırarak. “Bebek benim içimde. Ben hissediyorum onu.”
Murat bıyık altından sırıtmaya başladı. Hasret “Ne?” diye sordu.
“Yok yok söylemeyeyim yoksa kafama fırlatacaksın yastığı.”
“Allah bilir ne geçiyor kafandan. Tamam kızacaksam söyleme.” dedi.
“Kesin kızarsın.” dedi Murat. Sonra konuyu değiştirdi. “Yerleştirdim bebek odasını. Gel bak istersen.” dedi. Baba olma sevinci içinden taşıyordu sanki. Hasret Murat’ın koluna girdi. Ağır ağır yatak odalarından çıkıp bir yan odaya ilerlediler.
“Aman Allah’ım çok güzel olmuş burası Murat!” dedi Hasret neşeyle.
“Sen seçtin ben yerleştirdim valla. Güzelliği sizin zevkinizden kaynaklanıyor hanımefendi.” dedi Murat centilmence. Hasret hala Murat’ın kolundaydı. Kafasını Murat’ın koluna dayadı.
“Çok centilmensiniz beyefendi.” dedi Hasret. “Yalnız ben bu centilmen beyefendiyi özledim.” dedi dürüstçe.
Murat düşünür gibi yaptı. “Kavuşmamıza çok var sevgilim. Bebeğimiz tam olarak 25 gün sonra doğacak. Keşke babaya bir iyilik yapsa ve erken doğsa.”
“Saçmalama Murat!” dedi Hasret ciddi ciddi. “Erken doğum riskli olabilir.”
“Ben dedim diye erken doğum yapacaksın sanki Hasret.” dedi Murat gülerek.
“Of haklısın. Saçma saçma konuşuyorum. Hamilelik hormonal dengeyi bozar derlerdi de inanmazdım.”
“O denge sende çok fazla bozuldu tatlım bunu kabul et.” dedi Murat. “Hiç ağlamadığın şeylere ağlamaya başladın. Durup dururken bazı şeyleri komik buluyorsun…”
“Fiziki dengem de bozuldu. Baksana kendi başıma yürüyemiyorum. Nasıl vereceğim ben bu kiloları?” Bir an duraksadı. “Bak!” dedi aniden. “Eğer ben kilolarımı vermeye çalışırken başka birilerine baktığını göreyim, o gözleri bu parmaklarla oyarım.” dedi. Murat yüzünü Hasret’in yüzüne yaklaştırdı.
“Bu gözler senden başkasını o şekilde görmez.” dedi ve Hasret’in dudaklarına ufak bir öpücük kondurdu.


***
Gecenin bir saatiydi. Hasret ve Murat yataklarında yatıyorlardı. Hasret fazlaca büyümüş karnı sebebiyle hiç rahat değildi. Kıpırdanıp duruyordu ama karnı yüzünden de fazla hareket edemiyordu. Kolu Murat’ın koluna sarılmıştı. Murat da Hasret’e dönüktü. Hasret uykusunun ortasında keskin bir sancıyla uyandı. Karnına tek seferde saplanan bir ağrıydı bu. Doktorun dediklerini anımsadı hızlıca. Bunlar olabilirdi. Normaldi… Normal miydi?
Hasret tekrar gözlerini kapattı. İki dakika geçmemişti ki benzer bir sancı daha girdi. Bu sefer dozu artmıştı ve sancı sıklaşmıştı. Hasret sakin olmaya çalıştı. Doğuma daha çok vardı. Doğum yapıyor olamazdı. Rutin bir sancı olmalıydı. Diğerlerinden farklıydı bu ama belki de 1 aydan az zaman kaldığı için böyleydi. Murat’ı uyandırmasına gerek yoktu. Sancı birazdan geçecekti. Ama geçmedi… Hasret şiddetli sancılar içinde kıvranmaya başlamıştı. Murat’ı dürttü hafifçe
“Murat kalk!”derken derin derin nefes alıyordu bir yandan.
Murat aniden sıçradı. “Ne oldu tatlım?” dedi uykulu gözlerle.
“Sancı…” diyebildi. “Sancım var.”
Murat’ın gözleri aniden açıldı. “Sancı mı? Doğum sancısı mı?”
“Bilmiyorum Murat yarım saattir vardı zaten. Ahh!” Ani sancıyı hissetti tekrar.
“Niye uyandırmadın beni?” diyerek aniden yerinden kalktı.
“Rutin bir sancıdır diye düşünmüştüm. Geçer dedim ama… Erken daha Murat. Doğum yapıyor olamam.” dedi Hasret inatla.
Murat pantolonunun cebindeki cep telefonunu arıyordu. Bulduğu anda hızla çıkarttı. Hemen Hasret’in doktorunu aradı. Saatin farkında bile değildi.
“Zuhal hanım merhaba…” diye girdi hemen konuşmaya. “Rahatsız ediyorum ama Hasret’in şiddetli sancıları var.” Zuhal Hanım’ın sözlerini dinledi. “Hayır, hayır. Bahsettiğiniz türde değiller. Yarım saattir varmış. Ufak ufak artmaya başlamış.” Tekrar durdu. Doktoru dinliyordu. “Bir dakika.” diyerek Hasret’e yaklaştı.
“Sancıların ne sıklıkla geliyor Hasret?”
“Başta 5 dakika filandı. Ardından 2ye indi. Şimdiyse dakika başı geliyor.” dedi derin nefes alırken. Murat bu sözleri doktora tekrardı. Bir süre doktoru dinledikten sonra “Ne?” dedi endişeyle. “Erken doğum mu?”
Bu sözler Hasret’i paniğe sürükledi. Murat telefonu kapatıp hızla üstünü giyiniyordu. Hasretse “Erken doğum mu dedin?” diye sordu panikle. “Ben doğum yapmaya hazır değilim!”
“Hayatım sen hazır değilsin ama yavrumuz sanırım hazır.” dedi. “Doktor bunun kesinlikle doğum sancısı olduğunu söyledi.” Üstünü giyinmişti. Hasret’in yanına geldi. “Hemen hastaneye gidiyor. Ben de hemen seni götürüyorum.”
Hasret sancı içinde kıvranıyordu artık. Derin nefes almalar hiçbir şekilde yardımcı olmuyordu. Murat Hasret’i kucakladığı gibi arabalarının arka koltuğuna bindirmişti. O kadar heyecanlıydı ki doğum çantasını filan tamamen unutmuştu.
“Of kahretsin!” dedi sinirle. “Keşke bir hastaneye gidiş provası yapsaydık!”
“Aslını yaşıyoruz şu an Murat. Lütfen biraz acele et.”
Hasret’in alnı terle dolmuştu. Eli her an karnındaydı. Arabanın arka koltuğunda acı içinde kıvranıyordu. Bu manzara Murat’ın kalbini acıtıyordu. Ona yardım etmek için yapabileceği hiçbir şey yoktu. Hızla annesini aradı.
“Anne!” dedi telaşla.
“Oğlum iyi misiniz? Ne oluyor?” diye sordu Nesrin Hanım.
“Hasret doğum yapıyor anne!”
“Erken değil mi?” dedi Nesrin Hanım dehşetle.
“Öyle. Erken doğum yapıyor. Biz hastaneye geçiyoruz.”
“Tamam oğlum babanla ben de geliyoruz.”
Murat telefonu kapattığında Hasret’in sesini duydu. “Babamlar…”
“Efendim?” dedi Murat.
“Kadriye Teyze’yi ara. Babamlar…”
Murat artık rehbere kayıtlı olan numarayı çevirip onlara da haber verdi. Hastaneye vardıklarında Hasret hemen bir sedyeye yatırıldı. Murat arabasını öylece bırakarak Hasret’le birlikte içeri girdi.
“Korkuyorum Murat…” dedi Hasret.
“Korkma bebeğim. Ben yanında olacağım. Bebeğimiz de iyi olacak.” derken Murat Hasret’in elini tutuyordu sıkı sıkı. Bir yandan da Hasret, görevliler ve Murat sedyeyle birlikte hızlıca doğumhaneye ilerliyordu.
“Benim doğuma girme şansım var mı?” diye sordu Murat görevlilerden birine.
“Maalesef beyefendi. Hastane koşullarımız isteğinize uygun değil.”
“Ben hemen kapıda olacağım.” dedi Murat Hasret’in elini iyice sıkarak. “Güçlü ol sevgilim…”

Murat yarım saatten fazla zamandır doğumhane kapısının önünde bekliyordu. Bir oraya bir buraya dolanmaktan, telaştan kendini kaybetmiş gibiydi. Hasret ve bebekleri nasıldı merak ediyordu. Kimse çıkıp bir şey söylemediğinden kendi kendini yemeye başlamıştı. O sırada Nesrin Hanım ve Ethem Bey geldiler.
“Oğlum!” diyerek Murat’a sarıldı Nesrin Hanım.
“Anne…” dedi Murat ufak bir çocuk gibi. “Yarım saattir içeride Hasret. Korkuyorum…” dedi.
“Korkma oğlum. Hasret güçlü kızdır. Normal doğum bu, sürer o kadar. Endişelenecek bir şey yok.” dedi yatıştırıcı bir ses tonuyla.
“Korkuyordu anne. Hasret korkuyordu. Ben yanında olamıyorum şu an onun.”
“Her şey düzelecek, sakin ol.” dedi oğlunun sırtını sıvazlayarak. Tam o sırada doğumhanenin kapısı açıldı. Zuhal Hanım elindeki eldivenleri çıkartarak onlara yaklaştı.
“Karım nasıl doktor hanım? Ya bebeğimiz?” Murat’ın sesinden endişesi çok net okunuyordu.
“Sakin olun Murat Bey. Eşiniz çok iyi durumda. Güçlü bir yapısı varmış. Ayrıca tebrik ederim bir oğlunuz oldu.” dedi doktor gülümseyerek.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 9:53 pm

Dikkat et!” diye uyardı Hasret Murat’ı. “Kafasını destekle.”
Murat bebeklerini ilk defa kucağına alıyordu ama Hasret’in sandığı kadar tecrübesiz değildi.
“Sakin ol Hasret. Bir bebek nasıl tutulur biliyorum.” dedi Hasret’e gülümseyerek. Kucağında bebekleriyle dikkatlice Hasret’in yatağının yanında oturuyordu. Hasret’in saçlarında kocaman kırmızı bir kurdele vardı. Bu haliyle çok şirindi. Tabi oğulları da öyle…
“Keşke bir isim düşünseydik…” dedi Murat.
“Beyefendinin erken doğacağını bilemedik, napalım.” dedi Hasret oğlunun parmağıyla oynayarak.
“Aferin benim oğluma.” dedi Murat. “Daha doğmadan dinledi baba sözünü. Azıcık erken doğsa dedim hemen dinledi.”
“Ah be Hasret aptallık ettin sen.” dedi Hasret durup dururken.
“Neden? Noldu?” dedi Murat şaşkınca.
“Evlenilir mi Murat gibi adamla? Oğlu da aynısı olacak babasının. Kibirli mi kibirli, ukala mı ukala….”
Murat gülümseyerek Hasret’in lafını böldü. “Açtırma ağzımı oğlumun yanında annesi. Kibirli, ukala dediğin adama nasıl aşık olduğunu anlatırım valla.” dedi. Muzır bir ifade vardı yüzünde.
“Roman kızına tutulan ünlü müzisyeni de unutmadık beyefendi.” dedi Hasret. Murat şirinlikle yüzünü Hasret’in yüzüne yaklaştırdı. Yanağına bir öpücük kondurdu. “Benden bu kadarcık bir öpücükle kurtulamazsın, haberin olsun.” diye fısıldadı kulağına.
“Murat!” diyerek Murat’ın omzuna vurdu Hasret. “Oğlumuzun yanında yapma bari! Görüyor musun oğlum ne utanmaz bir baban var? Sen öyle olma tamam mı?”
“Çok canlar yakacak benim oğlum.” dedi Murat. “Gerçi henüz bir adı yok ama…”
“İsim koymak ne zor bir iş. Düşünüp duruyorum hiçbir şey gelmedi aklıma. Yakıştıramadım hiçbir ismi.”
“Lütfen Ethem, Burhan ya da başka dedelerin ismini koymayalım.” dedi Murat dürüstçe.
“Aslında aklıma ne geldi. Cansel koyalım adını.” dedi Hasret.
“Cansel mi?” dedi Murat şüpheyle. “Burada da mı Hasret?”
“Ne?” dedi Hasret ciddi bir tavırla. “Çok güzel bir isim.”
“Hıı yani Cansel Elçin hayranlığınla hiç alakası yok.” dedi Murat hafif imalı bir ses tonuyla.
“Ya tamam var tabii de anlamı çok güzel bir kere. Hem ne var oğlumuz da onun gibi yakışıklı, karizmatik, başarılı olsun işte.” dedi Hasret.
“Bunlar için babasına benzemesi de yeterli.”
“Aman da aman kıskanç kocam benim. Cansel Elçin’i kıskanırmış… Şapşal kocacığım ben o adamı neden beğeniyorum sence?” diye sordu Hasret.
“Yakışıklı, karizmatik, başarılı… Ha bir de Fransız aksanı var tabii.”
“Yanlış cevap!” dedi Hasret. “Sana benziyor.” dedi özetle.
“Hımm… Aslı yanındayken suretine hayran olman da şaşırtıcı.” dedi Murat bıyık altından gülerek.
“Aslıymış… Neyse. Cansel diyorum. Ne dersin?”
“Anlamı neymiş ki?” dedi Murat. Hala şüpheleri vardı.
“Hayat veren demek canım, hayat veren.” dedi Hasret.
“Üşenmemiş, adamın adının anlamını bile araştırmış. Sorsam Murat ne demek diye bilmez ama…” dedi Murat kendi kendine konuşur gibi yaparak.
“Amaç demek canım.” dedi. “Hasret’in anlamı ne demeyeceğim. Onu bilmeyen yok zaten…” dedi Hasret.
“Adımın anlamını da bilirmiş karıcım.” diyerek yanağını öptü Hasret’in. Sonra “Haklısın, Cansel güzel bir isim.” dedi. O sırada kapının açılmasıyla ikisi de kapıya doğru baktılar.
“Açılın Murat’ın oğlunu görmeye geldik!” dedi Levent şen bir halle.
“Hoş geldiniz.” dedi Hasret Levent ve Aslı’ya bakarak.
“Hoş bulduk. Levent doğum işini duyar duymaz heyecandan öldü resmen.” dedi Aslı. “Bu kadar çocuk sever biri olduğunu bilmiyordum.”
“Senin bilmediğin daha ne özelliklerim var benim hayatım…” dedi Levent.
“Hadi oradan Murat’ın nasıl bir oğlu olmuş merak ettim ondan koşturdum demiyor da…” dedi Murat.
“Aa lütfen haksızlık yapıyorsunuz sevgilimin yanında. İnanma hayatım onlara. Karalama kampanyası hep bunlar.” dedi Levent. Sonra Murat’ın kucağındaki ufaklığa yaklaştı. “Çok şirin bir şey bu.” dedi sesinde inanılmaz bir şefkatle. “Ufacık resmen!” Aslı da hemen Levent’in arkasındaydı.
“Mucize gibi bir şey bu. Adını koydunuz mu?” diye sordu.
“Cansel gibi düşünüyoruz şu an ama… Belli değil.” dedi Hasret.
“Cansel iyidir bence.” dedi Murat.
“Ne güzel seçmisiniz…” dedi Aslı. “Cansel Elçin’den dolayı hep beğendiğim bir isimdir.”
“Al bir tane daha ya!” dedi Murat. “Sen de mi Aslı?” diye sordu.
“Başka kim?” dedi Aslı şaşkınca.
“Benim canım ben. Murat Bey’in kıskançlığı üstünde…”
“Haklısın ama Murat.” dedi Levent. “Tipsiz, sessiz herifin teki neyini severler bilmem.” dedi Aslı’ya yan yan bakarak.
“Zevksiz.” dedi Aslı Levent’e bakıp yüzünü buruşturarak. “Sen ne anlarsın?”
“Aslı varken suretine gerek yok hem.” dedi Murat. Kimse dediğini anlamayınca açıkladı. “Karım bana benzetiyormuş da…”
Levent şen bir kahkaha patlattı. “Sen miymişsin aslı?” dedi. Hep birlikte gülmeye başladılar.


***
“Bugünü gördüğümüze inanamıyorum…” dedi Hasret. “Levent’i ilk gördüğüm zamanı anımsıyorum da…”
“Onu bir de bana sor. Şu karşıda duran takım elbiseli adam Levent ve birazdan ‘ölüm’ olarak adlandırdığı evlilik için seve seve ‘evet’ diyecek.” dedi.
“Aşk işte…” dedi Hasret. “Nelere kadir…”
Murat yüzünü Hasret’in yüzüne yaklaştırdı. “Biz çok iyi biliyoruz bunu.” dedi neşeyle.
“Evet…” dedi Hasret düşünceli bir şekilde. “İlk günleri anımsıyorum da…”
“Kim derdi ki bir roman kızına gönlümü kaptıracağım…” dedi Murat pişmanmış gibi bir ses tonu takınarak. Hasret de onun oyununa uydu.
“Kim derdi ki ukala müzisyenin biriyle evleneceğim…” İkisi de güldüler.
“Bu akşam Cansel annemlerde olduğuna göre…” dedi Murat.
“Burada yapma bari!” dedi Hasret utanarak. “Arkadaşın evleniyor düşündüğün şeye bak!”
“Eminim o da farklı kişi için benle aynı şeyleri düşünüyordur.” dedi. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayılmıştı.
“Al birini vur ötekine işte. Koşup Aslı’yı uyarsam mı? Daha zamanı var, hayır diyebilir. O düşmesin bari benim düştüğüm hataya…”
“Çok geç. Senin için de onun için de…” dedi Murat. “Maalesef beğenmediğiniz bu ikiliye ikiniz de gönlünüzü kaptırmış bulunuyorsunuz. Üstelik seve seve…” dedi.
“Çok konuştunuz Murat Bey. Hadi kalkın şahitlik etmeniz gereken bir nikah var…”
“Haklısın.” dedi Murat. Hızla yerinden kalkıp nikah masasına doğru ilerledi. Levent’in de Aslı’nın da yüzü gülüyordu. Murat büyük gösteri hazırlıklarını anımsadı. Levent’le Aslı’nın birbirlerine bir türlü ısınamayan halini… Levent’in Aslı’yla dalga geçer tavırlarını… Kimin aklına gelirdi? Kendi kendine gülümsedi. Peki bir gün Hasret’le evleneceği onun aklına gelmiş miydi? Gelmemişti. Gelmemişti ama çok güzel olmuştu. Bunu kimse inkar edemezdi. Ne o ne de Hasret… Ona hayatının en güzel dönemini yaşatan kadına dönüp baktı. Hasret onun bakışlarını görür görmez gülümsedi. Bundan daha öte bir mutluluk olamazdı…
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 9:56 pm

ARKADAŞLAR NOLUUUUUUUUUURRR BEĞENDİĞİNİZİ SPLEİN BEN BUNUN İÇİN 5 SAATİMİ HARCADIM BEĞENİRSENİZ 20 SAAT BİLE HARCARIM NOLURRR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 9:59 pm

Çok sıkı çalışıyorlardı bu aralar..
Gösteriye 1 aydan az bir zaman kalmıştı.Hasret artık mahalleye bile gidemiyordu.Murat ise sponsorla toplantılar,projeler derken bu iş yoğunluğu içerisinde sıkışıp kalmıştı.

Birbirlerini dinleyecek,iki çift laf edecek zaman bile bulamıyorlardı.
Konuştuklarında ise konu genellikle büyük gösteriden öteye gidemiyordu.Zaten Levent ve Aslı hep yanlarındaydı.Yalnız kalamıyorlardı.

''Çok çalışmalıyız'' diyordu Murat.''Çok''
Mükemmeli istiyordu hep.Hiç bir aksaklık olmamalıydı.Hasret bunu bildiği için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu.Her ikisi de çok çaba sarfediyordu.

Hasret bu tekdüze hayattan sıkılmıştı.İşkolik Murat'ı değil,sevdiği adamı görmek istiyordu artık..Ama bunun gösteriden önce olamayacağının da farkındaydı..

O akşam evdekiler yemeğe gidecekti.Nesrin Hanım Hasreti de davet etti.Fakat Hasret hasta olduğunu bildirerek teklifi nazikçe reddetti.

Bu hastalık gibi birşeydi.İki dünya arasında kalmak..
Kendini ne buraya ne de mahalleye ait hissediyordu.Kültür karmaşası yaşıyordu.
Bunun üstüne Murat'ı görememesi de moralini bozuyordu.Son günlerde bunları unutmak için kendini daha çok çalışmaya verdi.

Birkaç saat kendi kendine çalıştı.Böylece karmaşık duygularından da uzaklaşmış oldu.

Hasret,bir anda kapı sesini duyup çalışmalarına ara verdi.Kapıya doğru ilerledi.Bu saatte yemekten döneceklerine ihtimal vermiyordu.

Karşısındaki Murat'tı.Onu o kadar özlemişti ki hiçbir tepki vermeden koşarak sarıldı.Aynı evdeydiler ama hiç yalnız kalamıyorlardı.

Murat: Nasılsın Hasret? İyileştin mi biraz? (imalı bir şekilde.hasta olmadığının farkındadır)
Hasret: Evet,şimdi çok daha iyi oldum.
Murat: (eriten bakışlarıyla) Seni çok özledim
Hasret: Ben de seni.
Murat: Senin için kaçtım yemekten..

Bir süre bakışmalar devam etti.

Murat,muhteşem bir gece geçirme planları yapıyordu.Şaraplar,muhteşem bir yemek masası ve Hasret eşliğinde romantik bir gece geçirmek istiyordu.Bunun için organizatörleri çoktan ayarlamıştı.Hasret,odasına gittiğinde hazırlıklar tamamlanacaktı

Hasret,anlamamış gibi yapsa da durumun farkına vardı.Hazırlanmak için odasına indi.

Murat herşeyi hazırlamıştı.İlk dans ettikleri müziğin olduğu cd'yi takıp bekliyordu.Masada birtek Hasret eksikti.

Hasret,uzun beyaz elbisesini giymişti.Bel hizasındaki saçları bukle bukle dökülüyordu arkaya doğru.Tıpkı bir kuğu gibiydi.Çıkarken tekrar aynaya baktı ve yukarı çıktı.

Murat,onu görünce tekrar büyülendi.
Müziği açtı,Hasret'in ellerini avucuna alıp, ''Benimle dans eder misiniz güzel bayan?'' dedi.
Hasret,hiçbirşey demeden gözleriyle onay verdi sanki..

Murat'ın kolları Hasret'in incecik belini sarmıştı.
Elleri ellerinde,gözleri gözlerinde dakikalarca dans ettiler.

Ta ki kapı sesini duyana kadar..

Yemektekiler bu saatte gelmezdi.Peki gelen kimdi?

Gelen Saimeydi.Günlerdir ortalarda yoktu.Çünkü yıkılmıştı.Hasret'in hayatıyla ilgili gerçeği öğrendikten sonra bir süre kendini toparlayamamıştı.Büyük çelişkiler içinde geri döndü.

Hasret,Saime'nin yiğeniydi.Bunu Saime'den başka hiç kimse bilmiyordu.Bunun ona yüklediği ağır yükün farkındaydı.

İnanamıyordu hala.Saime'nin yıllardır görmediği kardeşi Keriman'ın kızıydı Hasret.
Bir adama aşık olmuş,bırakıp gitmişti onları.Sonra da kayıplara karışmıştı.

Kendi kızının intikamını almak isterken böyle bir gerçeği öğrenmesi zor oldu onun için.Murattan intikam almak için yapacağı her hareket Hasret'in canını acıtabilirdi.Bu yüzden çelişkide kalmıştı.

Kızına kavuşamadan kızı bırakıp gitmişti onu.Ama kızını ararken yiğenini bulmuştu.
Hem de biricik kardeşi Keriman'dan kalan tek hatıra..

Evde kimse yok diye biliyordu.Nesrin hanım ailece yemeğe çıkacaklarını söylemişti ona..Selin'in hatıralarının bulunduğu kutuyu alıp hergün baktığı gibi yine bakmak,kavuşamadığı kızının fotoğraflarını öpüp koklamak istiyordu.

Yukarı çıktı.Gördüğü manzara karşısında şoke oldu.Murat ve Hasret..
Hasret'in dediklerine aldırmamıştı.Bir anlık hayranlık duygusu sanmıştı.Ama birbirlerine aşkla baktıklarını görünce gerçeklerin farkına vardı.

Hasret'i baştan aşağı süzdü.Saçları,gözleri ne kadar da kardeşine benziyordu.Gerçekleri öğrenmeden önce bunun farkında değildi.Ama zaman zaman Hasret'de farklı birşeyler olduğunu hissediyordu.

Murat: Saime hanım siz izinli değil miydiniz bugün?
Saime: İznim bitmişti bugün.Kusura bakmayın böldüm galiba.
Murat: Yok sorun değil.Şaşırdık sadece bu saatte görünce.
Saime: Şehir dışındaydım.Yolda kaza olunca ancak bu saatte yetişebildim.
Murat: Peki Saime hanım.

Saime,hayatında hiç söylemediği kadar yalanı bu evde söylemişti.
Karşı evde olduğunu nasıl söyleyebilirdi ki?
Herşey kızı içindi.Hiç göremediği kızı için..

Murat ve Hasret'in ister istemez moralleri bozulmuştu.

Hasret: Murat..bişey söyleyeceğim ben.
Murat: Söyle canım.
Hasret: Ben Saime ablaya söylemiştim ilişkimizi.Çok üzgünüm o anki heyecanla anlatacak birini bulamayınca söylemek zorunda kaldım.
Murat: Sorun değil şimdi öğrendi zaten.Umarım kimseye söylemez.
Hasret: Sen kimseye söyledin mi?
Murat: Evet ben de dayanamayıp Levent'e söyledim aynı durumdayız yani.Birbirimizden bir farkımız yok.
Hasret: O gece sen de uyuyamamıştın dimi?
Murat: Evet hatta tam senin odana geliyordum Nakiye ile karşılaştım.Orada söylediğim yalanın haddi hesabı yok.
Hasret: Ay sen miydin o? inanamıyorum.Bende senin odana geliyordum.Ayak sesi duyup geri kaçtım.
Murat: Kalp kalbe karşı işte.

Murat usulca yaklaştı Hasret'e doğru.Gözlerinin içine baktı
Seni seviyorum diye fısıldadı kulağına.Ve romantik bir gecenin ardından ,kimseye aldırmadan gelen masum öpücük..
goncarda:
7. Kısım
O,masum öpücükten sonra herkes odasına çekilmişti.

Hasret'in morali yerine gelmişti artık.O güzel geceden sonra herşey yerli yerine oturmuştu.İki dünya arasında kalma düşüncesinden sıyrılmış,kendini tamamen buraya-Murat'a- ait hissediyordu artık..

Her ikisi de gelecek güzel günleri hayal ediyorlardır.İlk aşk itirafında yaşadıkları duyguyu bir kez daha yaşıyor ve uyuyamıyorlardır.Aynı heyecan,aynı
mutluluk,bitmek tükenmek bilmeyen bir sevgi.

İşte bütün bunlar sabah erken kalkmaları gerektiğini,yapılacak çok işleri olduğunu unutturuyordu onlara.

Evdekiler de yemekten dönmüştü.
Saime ise telefonda avukatıyla konuşuyor,kaç gündür yaşadığı çelişkiyi anlatıyordu.İntikam planlarından vazgeçmek konusunda ne yapması gerektiğini bir de ona danışıyordu.
Zaten bu konuda danışacak başka kimsesi yoktu.Birtek kendi vicdanı vardı.

Ailesinden elinde kalan tek hatıra Hasret'ti.Onu böyle bir plana dahil etmek istemiyordu.

Elinden gelen tek şey Hasret'i Murat'tan uzaklaştırmaktı.İşi çok zordu.Çünkü ateş bacayı sarmıştı artık.Saime'nin bunu farketmesi geç olmadı.

Bir hışım Hasret'in odasına girdi.
Hasret o kadar dalmıştı ki hayallere,kimin geldiğinin bile farkında değildi.Kendine kendine gülüyordu.

Saime: Hasret!!
Hasret: Noluyo Saime abla niye bağırıyorsun bana?
Saime: Gerçekleri gör artık Hasret!
Hasret: Ne gerçeği niye bağırıyorsun böyle
Saime: Murat'ı diyorum Hasret.Sana ondan uzak durmanı söylemiştim.Ama bakıyorum ki boşa söylemişim.Romantik yemekler,danslar derken sen de Selin'in yolunda ilerliyorsun.
Hasret: Ben Murat'ı seviyorum.Ayrıca bunun Selinle ne alakası var.O Selin'e aşık değildi.Sadece yetenekli,güzel bir kız diye ilgi duyuyordu.
Saime: Bunu sana Murat mı söyledi?
Hasret: Evet bizzat kendi ağzından duydum.
Saime: Demek öyleymiş.Hasret son kez söylüyorum ya bir an önce ilişkini kes Murat'la yada sonun çok kötü olur.Benden söylemesi.Gerisine karışmıyorum.

Konuşmaların ardından Saime hırsla kapıyı çarptı.Hasret'in odasından çıkıp kendi odasına doğru ilerlerken içindeki çelişkiyi bir kez daha değerlendirme kararı aldı.

Hasret için elinden geleni yapmıştı.Ama o bir türlü anlamıyordu Murat'ın kızları üzen bir adam olduğunu.''Sonunuz çok kötü olacak''dedi içinden.Ve hain planlarını gözden geçirmek için yukarı çıktı.

Sabah olmuştu artık.Provalar Aya İrini'de yapılacaktı.
Murat hazırlanmış Hasret'i bekliyordu.

Hasret'in hazırlanması uzun sürmedi.Bu tempoya alışmıştı artık,kıyafetlerini giyiyor,makyajını ve saçlarını hızla yapıyordu.Murat'ı fazla bekletmedi.

Aya İrini'ye geldiler.Herkes prova için son hazırlıklarını yapmaktaydı.

Levent karşıladı onları.

Levent: Oo müzisyenimizle solistimiz de gelmiş başlayabiliriz artık.

Murat'ın Hasret'e ''olmanı istediğim yer'' diye getirdiği yerdeydiler artık.
Hasret Aya İrini'nin sıcak atmosferine,büyüsüne kapılmıştı bir anda.
Şimdi daha anlıyordu neden çalışmaların burada yapıldığını.Çok gizemli aynı zamanda da samimi bir yerdi.

Herşey hazırlanmıştı.Büyük gösterinin ilk provası için..
Bütün gözler Hasret'in üzerindeydi.
Merdivenlere doğru yavaşça yürüdü Hasret.Tıpkı önceki gibi Hasret adım attıkça ışıklar ona uyum sağlayarak açılıyordu.

Sahneye çıktı.Artık tek ışık vardı.O da Hasret'e yansımaktaydı.
Mikrofona usulca yaklaştı.
Murat'ın gözlerinin içine bakarak başladı ''Gönül Salıncağı''na..

''Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Başım dönsün,herşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında''


İlk prova olmasına rağmen herşey mükemmeldi.
Bir kaç kez daha tekrarlayıp provayı bitirdiler.
Düzenlemeler,çalışmalar derken akşam olmuştu artık.

Hasret,üzerini değiştikten sonra Murat'ın yanına geldi.

Hasret: Nasıldı?
Murat: Mükemmel,kusursuz.
Hasret: Sayende.
Murat: Çok yorulduk biraz sahile inelim mi?
Hasret: İlaç gibi gelir valla.

Akşam,sahilde olmanın keyfi de bir başkaydı.
Hasret,uzun süreden beri gelmemişti buraya.Zaten çalışmalardan dolayı hiçbir yere gitmeye fırsat bulamıyorlardı.

Bir yerde yemek yedikten sonra kumsala inmeye karar verdiler.
Hiçbir şeye aldırmadan el ele yürüyorlardı kumsalda.

Kıyafetlere ayakkabılara aldırmadan oturdular kumsalda.
Bir yıldız kayıyordu.

Hasret: Murat bak yıldız kayıyor.
Murat: Dilek tutalım mı?
Hasret: Benim en büyük dileğim yanımda zaten.
Murat: Benim de.O zaman ver elini birlikte dileyelim.

İkisi de bir ağızdan: ''Ömrümüzün sonuna kadar birbirimizden ayrılmayalım''dedi.

Ve bir yıldız daha kaydı.Artık gece olmuştu ama onlar yıldızları seyretmeye devam ediyorlardı.

Kumsala uzandılar boylu boyunca..
Sarılıp izlemeye devam ettiler gökyüzünü,yıldızları..
İkisi de hep burada kalmak istiyordu.Hiç gitmemek..

''Keşke hiç bitmese'' dedi Murat.
''Keşke'' dedi Hasret.
goncarda:
8. Kısım

Eve döndüklerinde sabah olmak üzereydi.Gün doğumunu seyrettiler arabada gelirken.
Gecenin sarhoşluğu hala üzerlerinde,kapıdan girdiler.Ev ahalisi uykudaydı hala.

Saime kapı seslerini duymuş,gizlice onları seyretmekteydi.Orada olduğu her an onları izliyordu.Elinde kalan tek hatıra Hasret'in zarar görmesini engellemeye çalışıyordu kendince.

Her ikisi de odalarına çekildi.Daha fazla yokluklarının farkedilmesini istemiyorlardı.

Artık sabah olmuştu.Yine yoğun bir günün başlangıcında kahvaltıdaydılar.

Nesrin: Uykusuz görünüyorsunuz (Hasret ve Murat'a)
Murat: Şey evet geç geldik biraz çalışmalar uzadı da.
Levent: (Murat'a destek vererek) Evet dün provalar çok uzun sürdü.Yorulduk bayağı.

Saime kendi içindeki çelişkileri çözümlemeye çalışırken kapı çaldı.Nakiye olmadığı için o açtı kapıyı.Karşısında Burhan..
25 yıl önce kardeşi Keriman'ı yolcu etmeye giderken terminalde gördüğü adam.''Hiç değişmemiş'' dedi içinden.
O sene ailesinin tüm karşıt görüşlerine rağmen kardeşinin aşkını desteklemişti.
Kendisinin yakalayamadığı mutluluğu onun bulmasını istemişti.

O Burhanla Bulgaristan'a kaçarken hep yanlarındaydı.
Terminaldeki anı hatırladı.Kardeşiyle ayrılmaları çok zor olmuştu.Son ana kadar gözlerinin içine bakmıştı hep.Gözleri yaşlıydı.Her ikisinin de.

O,Keriman'ı son görüşü olmuştu zaten.Gözleri doldu.Nesrin Hanım'ın sesini duyunca düşüncelerinden uzaklaştı.Kimin geldiğini soruyordu.

Burhan içeri girdi.Nesrin Hanım,onu büyük bir nezaketle karşılayıp masaya davet etti.Ama Burhan tok olduğunu söyleyerek daveti reddetti.

Hasret'le konuşmaya gelmişti.Bekir ve Kadriye'nin istemeye gelme konusunda.

Bu düşünceyi Hasret'e söyleyince Hasret çok gerildi.Buna inanamıyordu.O bugüne kadar Cihan'ı hep reddetmişti.Belki de fazla nazik davranmıştı bu konuda.
Cihan hala ne bekliyordu ki ondan?
Babasına bunu uygun bir dille anlattı.

Çalışmalar aynı yoğunlukta devam ediyor,provalar tüm hızıyla sürüyordu.
Artık geç saatlerde ve yorgun geliyorlardı eve.

Hasret odasına girer girmez Saime de geldi arkasından.

Saime: Nasılsın Hasret? (tatlı bir dille)
Hasret: İyiyim de hayırdır Saime abla böyle konuşunca.
Saime: Öyle deme Hasretçim.Bir anlık kızgınlıktı o.Ben seni kızım gibi gördüğüm için korumaya çalıştım sadece.Kötü bir niyetim yoktu.Beni affedebilir misin?
Hasret: Tabi Saime abla.Bende seni annem gibi görüyorum(der tüm iyi niyetiyle)
(Sarılırlar)
Saime: Hasret,sen anneni gördün mü hiç?
Hasret: Yok,ben birkaç günlükken ölmüş annem.Hiç görmedim.O kadar isterdim ki görmeyi.
Saime: Ah canım.Neden ölmüş peki?
Hasret: Doğumdan sonra ağır bir hastalığa yakalanmış.Öyle dedi babam.
Saime: Hım..Üzme sen kendini.Beni annen say.Herşeyini anlatabilirsin.Sana kapım her zaman açık.
Hasret: Saol Saime ablam.
Saime: Sen şimdi dinlen ben gidiyim.
Hasret: İyi geceler.

Saimenin tüm amacı Burhan hakkında bilgi toplamaktı.
Kardeşinin ölümünün ardında başka sebepler olduğunu biliyordu.
Tıpkı Selin gibi.
Murattan intikamını aldıktan sonra Burhan'a yönelecekti.Fakat sabah kapıda Burahn'ı gördüğünde ona duyduğu öfke Saime'yi bu fikrinden vazgeçirdi.
Burhan'ı daha fazla araştıracaktı artık.
Elinde Murat'la ilgili herşey vardı.Ondan her halükarda intikam alabilecekti.
Şimdi Burhan hakkında bilgi toplama zamanıydı.

-------

Gösteriye 1 hafta kala Hasret'in gösteri kıyafetleri hazırlanıyor,bir yandan da davetli listeleri hazırlanıyordu.
Bu yoğun günlerden birinde,herşeyin farkına varan Nesrin Murat'ın yanına geldi.

Nesrin: Murat herşeyin farkındayım.
Murat: Ne gibi?
Nesrin: Hasret'le ilişkinizin.Zaten baştan beri söylüyordum hep inkar ediyordun.Nasıl olur böyle birşey nasıl?
Murat: Oldu işte anne.Aşık oldum.
Nesrin: Şunu bil bunu ben dahil kimse onaylamıyor.Etrafındaki herkesi kaybetmeye nasıl göze alırsın?
Murat: Ben herşeyi göze aldım ondana asla vazgeçmeyeceğim.
Nesrin: Sen bilirsin Murat.Hiç iyi şeyler olmayacak.
Murat: Herşeye göğüs gerebiliriz.Bizim aşkımızı hiçbir şey engelleyemez.
Nesrin: Yakında görürsün.

Bu konuşmaları duyan Hasret,Nesrin hanım gittikten sonra Murat'ın yanına geldi.
''Seni seviyorum''diyerek sımsıkı sarıldı Murat'a.
''Ben de seni diyerek'' karşılık verdi Murat.

Hasret: Demek benim için herşeyi göze alıyorsun.
Murat: Alıyorum Hasret herşeyi aşacağız inan bana.Şu gösteri bi bitsin.Herşeyi enine boyuna konuşacağız.
Hasret: Çok heyecanlıyım gösteri için.
Murat: Ben de.Ama eminim çok güzel geçecek.
Hasret: Umarım...


devamı eklendikçe sizle paylaşacağım
goncarda:
9. Kısım

Büyük Gösteri

Artık tüm hazırlıklar tamamlanmıştı.Gösteriye saatler kala herkes Aya İrini'ye doğru yola çıktı.
Hasret kuliste son hazırlıklarını yaparken gözleri Murat'ı arıyordu.Murat ise gelen konukları karşılama telaşına düşmüştü.

Gösteri başlamıştı.Protokol kısmında sponsor Salih Bey,Levent,Berrin,Nesrin,Ethem ve Murat yan yana oturuyordu.
Açılışı yapan bir keman virtüözüydü.

****

Ve Hasret'in sahneye çıkma vakti gelmişti.Kapanış solisti Hasret,tüm güzelliğiyle konukların karşısındaydı.
Üzerinde gül rengi,uzun bir tuvalet,saçlarında uzun,beline kadar uzanan dalgalar,gözlerinde heyecan,yüreğinde Murat...
Murat'ın gözlerinin içine bakarak başladı ilk şarkısına..


bir elmanın yarısı biri sensin biri ben
iki ceylan yavrusu biri sensin biri ben

gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın

açan her güzel gülün biri sensin biri ben
kafesteki bülbülün biri sensin biri ben

gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
biri kız biri oğlan iki çocuk oyna

Alkışlar geldiğinde Hasret'in mutluluğu,Murat'ın gururu gözlerinden okunuyordu.

Konukların akıllarındaki soru işareti Hasret'in kim olduğu,böyle bir yeteneğin nasıl daha önce keşfedilmediğiydi.Bu sorulara gösteriden sonra açıklık gelecekti elbette.

İkinci,üçüncü şarkı...Hasret'in heyecanı büyük bir mutluluğa dönüşmüştü artık.
Bir kuğu gibi süzülüyordu sahnede.

Murat'ın gülen gözlerini gördükçe,konukların hoşnutluğunu gördükçe daha da sarılıyordu şarkıya..

Gösterinin bitişinde konuklar kafalarında soru işareti,kulaklarında Hasret'in berrak sesiyle döndüler evlerine.

Tebrikler yağıyordu kulise.
Konuklar gittikten sonra başbaşa kalabilmişlerdi.Ayların yorgunluğu bir anda bitmişti sanki..
Hasret,boşlukta hissediyordu kendini.Bugünden sonra hayatı farklı olacaktı.Herşey,ama herşey değişecekti.

Peki şimdi ne yapacaktı? Eğitimi bitmişti.Gösteri olmuştu.
Nereye gidecekti?

Hasret,aklında bu soruların cevabını ararken Murat geldi.

Murat: Muhteşemdi.Hasret, herşey çok güzeldi.Şu anda kapıda yüzlerce kişi var seninle tanışmak isteyen.
Hasret: Öyle mi? Bu kadar çabuk olabileceğini düşünmemiştim.
Murat: O kadar kusursuzdun ki..Kendini seyirci koltuğundan izleme imkanın olsaydı keşke..
Hasret: Senin sayende herşey.Sen olmasan...
Murat susturdu Hasret'i dudaklarına hafifçe dokunarak.

Murat:Şimdi seni biryere götüreceğim.
Hasret: Nereye?
Murat: Sürpriz!

****

Hasret,yeni evindeydi.
İki katlı,minik,bahçeli,şirin bir ev...Tam Hasret'in istediği gibi.
Hiç ummuyordu hayallerindeki eve böyle ulaşacağını.

Murat'ın ona ''gösteri hediyesi'' diye aldığı evdi.Ama Hasret için asıl hediye Murat'ın ta kendisiydi.

Kapı çaldığında hayatının en büyük hediyesi dediği adam tüm endamıyla karşısındaydı.

Murat: İlk misafiriniz geldi.Böyle mi karşılıyorsunuz Hasret hanım?
Hasret: Misafirler karşılanır.Sen misafir değilsin ki hayatım.

Murat,karşılama merasiminden sonra salona girdi.Elindeki gazeteleri sehpanın üzerine bıraktı.

Murat: Bitanem,baksana bi gazetelere.

Hasret,ilk gazeteyi eline aldığında şaşkındı.Boy boy fotoğrafları,haberler,gösterinin güzelliğini anlatan köşe yazıları...

''Gösterini Yıldızı Hasret Nemutlu Roman Mahallesinde Keşfedilmiş''

''Yeni Bir Yıldız Doğuyor.''

''Turalı'nın yeni keşfi''


Bir bir okudu tüm gazete başlıklarını...

Murat: Ee bu kadarını tahmin ediyor muydun?
Hasret: Hayır,aklımın ucundan bile geçmezdi.Şimdi herkes beni tanıyor mu yani?
Murat: Evet.Hemde yeteneğinle,başarınla..Herkes gibi olmadığını farkediyorlar yavaş yavaş.

***
Akşam güzel bir yemeğin ardından eve geldiler.Çok eğlenceli geçmişti.
Programlar,röportajlar derken son günleri çok yoğun geçirmişlerdi.
Başbaşa kalmayı ne kadar da özlemişlerdi.

Hasret,yemekte giydiği kıyafeti çıkarıp rahat birşeyler giymek için yukarıya çıktı.Ardından Murat geldi.

Murat: Yardım etmemi ister misin?
Hasret: Hım.Bilmem.Fermuardan başlayabilirsin mesela.

Murat,usulca yaklaştı Hasret'in yanına.İncinmesin diye yavaşca açtı fermuarı.
Saçlarını geriye attı..
Kendi ceketini karşıdaki koltuğa attı.
O sırada Hasret de Murat'ın gömleğinin düğmelerini çözüyordu.

Yavaşça değdi tenler birbirine.Nefesler birbirine karıştı.
Tutku dolu bakışları aşkı kanıtlar nitelikteydi.

İkisi de hayatının aşkını bulduğundan emindi.Ömür boyu birbirlerini bırakmaya niyetleri yoktu.
freak.s:
10.kısım

Sabah olduğunda ilk uyanan Murattı.Hasret'i izliyor,''Nasıl da melek gibi uyuyor''diye geçiriyordu aklından.''Seni hiç bırakmayacağım meleğim,benim güzel meleğim.''..Ardından yanağına minik bir buse kondurdu.Uyanmasın diye naifçe yaklaştı.

Bu büyülü anı bozan Murat'ın telefonunun sesi oldu.Arayan Levent'ti.

Levent: Murat nerdesin sen abi?
Murat: Noluyo Levent ? Ne bu sinir?
Levent: Saatlerdir seni arıyorum.Telefonu niye taşıyosun ki yanında sen?
Murat: Sessizde unutmuşum.Sabah farkettim,açtım.Ne olduki?
Levent: Abi,gazeteciler Hasret'in peşinde şu an.Her an bir yerden çıkabilirler.Dikkat edin.Hasret'in telefonu zaten kapalı.Birliktesinizdir diye seni aradım.
Murat: Çok sağol Levent.Ben gerekli açıklamayı yapacağım zaten.Bir basın toplantısı düzenleriz yakında.

Telefonu kapattığında,Hasret merakla olanları anlatması için Murat'ın ağzından çıkacak lafları bekliyordu.

Hasret: Ne oldu hayatım?
Murat: Gazeteciler seni arıyormuş her yerde.Artık işimiz zor Hasret.
Hasret: Bizi birlikte görmemeliler yani..
Murat: Aynen öyle.Aslında basın toplantısında gerekli açıklamayı yapacağım ama şimdilik ailelerimize açıklamadan bunu basına aktarmak doğru olmaz.
Hasret: Ne zaman söyleyeceğiz?
Murat: Çok yakında..

***

Murat,ofise gittiğinde Hasret yalnız kalmıştı.İçi sıkılıyordu.
Halbuki dün Muratla birlikteyken ne kadar da mutluydu.İlişkilerini ailelerine açıklama fikri aklını karıştırıyordu.

Tam düşüncelere dalmışken,gelen telefonla irkildi.

Murat: Canım,Nasılsın?
Hasret: İyi sayılır.
Murat: Bu akşam bizim evde herşeyi açıklayacağız.Hazırlan.Ben babanla ablanı arayıp davet ettim bile.
Hasret: Harikasın Murat.

***

Tüm ahali Nesrin'in katında toplanmıştı.Herkes Hasret ve Murat'ı bekliyordu.

Ethem: Neymiş acaba bu önemli karar..
Nesrin: Bekle Ethem,sabret biraz.Umarım kötü birşey değildir.

Beklenen çift gelmişti sonunda.

Merhabalaştılar birbirleriyle.

Murat: Herkesin önünde bir konuşma yapmak istedim.Ama öncelikle bu kararın geçmesi gereken bir aşama var.

Hasret'in önüne diz çöktü.

''Hayatımın anlamı oldun artık.Beni kendime getirdin.Herşeyim oldun.
Yüreğini bana açtın,şimdi de herkesin önünde söylüyorum.Hayatımın sonuna kadar benimle olmaya var mısın? Karım olur musun?..''

Hasret'in gözünden yaşlar süzülüyordu.Gözyaşlarının dinmesini beklemeden ''Evet''diye haykırdı.Ardından '' Ben de sensiz anlamsızım'' cümlesi döküldü ağzından..

Herkes şaşkındı.Gülnaz'ın mutluluğu gözyaşı seline dönüşmüştü.
Diğerleri ise donup kalmıştı.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 10:00 pm

Not: Saime benim senaryomda Selin'in annesi,Hasret'in teyzesiydi.Değiştirmeden devam ediyorum.

Hasret ve Murat,ailelerinin ağzından çıkacak kelimeyi bekliyorlardı heyecanla.İlk tepki Gülnaz'dan geldi.
Gülnaz: Canım kardeşim,demek evleniyon dedi sevinç gözyaşlarını silmeye çalışarak.
Ardından sarıldı kardeşine.Diğer tepki Burhan'dan geldi.

Burhan: Sen ne biçim adammışın be Murat oca..Ocasın dedik güvenip kızımızı yolladık.Senin yaptığın ocalığa sığar mı? Em de aynı evin içindeydiniz.Asret,yazıklar olsun sana da.Lüküs ayat değiştirir insanı derlerdi de inanmazdım be kara kızım.Sen de bana bunu yaptın ya yazıklar olsun ikinize de..

Ardından çıkıp gitti.Hasret'in sevinç gözyaşları,hüzüne dönüşmüştü.Biliyordu başına gelecekleri,ama bu kadarına hazır değildi.

Nesrin fenalık geçirmiş,Ethem ve Nakiye de onunla ilgileniyordu..
Bu haberi sevinçle karşılayan bir kişi de Leventti.

Yüzündeki gülümsemeyi ilk farkeden Murat oldu.
Murat: Biliyordum beni yalnız bırakmayacağını..32 senedir odluğu gibi yine yanımdasın..
Levent: Seni mutlu gördüm ya..Daha ne olsun.Yüzün hep güler inşallah..
Murat: O biraz zor gözüküyor.herkes bize karşı Levent.Görmüyor musun?
Levent: Siz birlikte olduktan sonra aşamayacağınız engel yok.İnan bana.Başlarda bende hoş karşılamadım bu durumu fakat ikinizin mutluluğunu görünce fikrim değişti.

Gülnaz: Ne güzel konuştun be Levent.

Hasret: Abla,babam bana kızdı ya, Ya çekip giderse,beni hiç affetmezse? diyerek ablasına sarıldı.Gözyaşları sel olup akmıştı.

***

Olanları duyan Saime,Hasret'e herşeyi itiraf etmeye karar verdi.Belki bu şekilde yanlış bir karar vermesini engelleyebilirdi.

O kadar istiyordu ki ona sarılmak,saçlarını okşamak.Belki de Hasret onu anlardı.Kızının intikamı için çabalayan bir anneyi.Belki öz teyzesi olduğunu söylerse,evlilik fikrinden vazgeçirebilirdi Hasret'i.Hiç görmediği annesinin yerine koyup güvenirdi belki ona...

***

Murat sakinleşmişti artık.Hasreti de ikna edici sözlerle sakinleştirmeye,daha fazla üzülmesini engellemeye çalışıyordu.Ani bir çıkış yaptı.

Murat: Hasret,yarın gidip evleniyoruz.
Hasret: Nasıl olur,olanları görmüyor musun?
Murat: Herşeyi görüyorum Hasret.Ama onların kabullenmesini beklersek,hiç kavuşamayız.Ben seninle yaşlanmak istiyorum.
Hasret: Ya hiç kabullenmezlerse.O zaman ne yaparız.
Murat: Merak etme zamanla alışırlar.Sen yarın Gülnaz'ı çağır.Ben de Levent'i.Bir an önce alalım evlilik cüzdanımızı.İlerisini sonra düşünürüz.
Hasret: Demek kısmette teli duvaklı gelin olamamakta varmış.
Murat: Üzülme bitanem,düğünü de yaparız en kısa zamanda.
Hasret: Kim gelecek ki düğüne? Neyse boşver,biz birlikteyiz ya.

***

Yıldırım nikahıyla evliliğe ilk adımlarını attılar.Yanlarında sadece Levent ve Gülnaz vardı.Ama herşeye rağmen mutlulardı.Birbirlerinden güç alıyorlardı.

***
Evlilik haberini alan Cihan,mahalleyi terk etmek üzere hazırlanıyordu.Son defa Hasret'i görmek istedi.Yıllardır hayalini kurduğu,aşık olduğu kadın şimdi
başkasıylaydı.

Evin adresini Saime'den aldı.Kendini Hasretle karşılaşmaya hazır hissetmiyordu.Kendini toparladı ve yola koyuldu.Kapıya geldiğinde içinde birşeyler koptuğunu hissetti.

Kapıyı çaldı.Karşısında Murat..

Murat: Senin ne işin var burada?
Cihan: Veda etmeye geldim.Buralardan gidiyorum.
Murat: Hasret yok şu anda.Saime Hanımla görüşmeye gitti.
Cihan: Ne Saime anım mı?

''Olamaz.Tüm gerçekleri söyleyecek Hasret'e.Hayatını mahvedecek''diye geçirdi içinden.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 10:04 pm

Büyük gösteri sahneleneli birkaç gün oluyordu. Hasret’in adı artık her yerdeydi. Gazeteler ondan övgüyle bahsediyor hocasının Murat Turalı olduğundan daha önce ismi hiç duyulmamış olmasına rağmen sesinin çok güzel olmasından bahsediliyordu. Nereye gitse gazeteciler peşindeydi. Gazeteler duydukları ufak bilgileri bir araya getirip Hasret’le ilgili bilgileri ortaya çıkartmaya çalışıyordu. Gazetelerde Murat’ın Müziğin İstanbul’la Buluşması organizasyonuyla ilgili övgü dolu yazılar vardı. Hepsi Murat’ın bu ülkenin en büyük değerlerlerinden biri olduğuna hem fikir olduğu gibi Hasret’in çok özel bir ses olduğunda da hem fikirdiler.

Hasret’in bir kenar mahalleden çıktığı bilgisinin gazetecilerin eline ulaşması elbette ki uzun sürmemişti. Hasret köşe bucak gazetecilerin sorularından kaçıyordu. O kadar bunalmıştı ki… Oysa hiçbir şeyi böyle hayal etmemişti o zamanında. Büyük gösteriden sonra her şeyin şahane olacağını düşünmüştü bunca zaman. Murat’la aralarındaki öğrenci – öğretmen ilişkisi son bulacaktı. Hasret büyük hayranlık yaratacak ve sonunda Murat’a uygun biri olabilecekti. Ona uygun biri… Bunu düşünmesinin en büyük sebebi elbette ki Nesrin Hanım’dı. Her şeye rağmen Nesrin Hanım Hasret’i oğluna yakıştıramıyordu. Şu an nasıl biri olduğu değil nereden geldiği önemliydi onun için. Bu yüzden tüm çalışma dönemleri boyunca Nesrin Hanım Murat’la Aslı’nın arasını yapmak için çabalayıp durmuştu. Ta ki Aslı Nesrin Hanım’a açıkça “Murat Hoca’ya hayranım Nesrin Hanım bu doğru ama kendisini asla farklı bir şekilde görmedim. Her saniye yanında olmak istediğim ondan bir şeyler öğrenmek istediğim doğru. Ona hayranlığım olduğu doğru ama bunlar bir öğrencinin öğretmenine duyduğu hayranlıktan ibaret.” diyene kadar. Nesrin Hanım Aslı’nın bu sözleri karşısında bir şey dememeyi seçmiş ve Aslı’yla Murat’ın arasını yapmaktan vazgeçmişti. Ama bu Hasret’i kabullendiği anlamına gelmiyordu elbette.

Gerçi artık Nesrin Hanım onları kabullense de bir şey değişmezdi. Hasret ufak bir apartman dairesinin penceresinden dışarı bakarken “Hayır hiç fark etmez. Oğlu benle konuşmazken annesi istese ne yazar?” diye fısıldadı. Evde yalnız başınaydı. Ablasını, Kadir’i, babasını bu eve getirmeyi başaramamıştı. Mahallelerinden kopmak istemiyorlardı. Hasret de o mahalleye dönmek istemiyordu. Ne o mahalleye ne de konağa… Konağa zaten dönemezdi zaten. Murat’la karşılaşmayı göze alamazdı. Kendisini görmek istemeyeceğini çok iyi biliyordu. Her şey nasıl bu hale gelebilmişti? Her şey bu kadar güzel giderken… Murat’ın kendisini deli gibi sevdiğini biliyordu. En azından deli gibi sevmişti. Bunu dile dökmese de o kadar belli etmişti ki… Her durumda her zaman yanında olmuştu. Hata yapsa da ondan vazgeçmemişti. İnadına ondan vazgeçmemişti… “Eğer sıradan bir öğrenci olsaydım benden çok önceleri vaz geçerdi. Balçiçek’le aşık atma merakına kapıldığımda çeker gider ve beni mahalleme almaya asla dönmezdi.” diye geçti aklından. Sıkıntıyla iç çekti. İçi daralıyordu. Televizyon sabahtan beri açıktı ama sesi çok kısıktı. Sanki sadece evde bir ses olsun istemiş de açmıştı. Kendini çok yalnız hissediyordu…

Televizyonun karşısındaki koltuğa doğru ilerleyip sehpadaki kumandayı aldı. Kanalları dolaşmaya başladı. Birkaç haber kanalını geçti, birkaç kanalda dizi tekrarları vardı… Bazılarındaysa bu kanalda olduğu gibi magazin programı. Kanalı tam değiştirecekken Murat’ı gördü ekranda. Denilenlerden hiçbir şey anlamadı ama elinden kumandayı bırakıp beklemeye başladı. Birkaç gereksiz haberlerden sonra sunucu Hasret’in beklediği haberi anons etmeye başladı.
“Türkiye’nin yetiştirdiği en önemli müzisyenlerden biri olan Murat Turalı şimdiye kadar gerçekleştirdiği en önemli proje olan Müziğin İstanbul’la Buluşması'nı birkaç gün önce müzik severlerin beğenisine sunmuştu. O gösteride ilk kez sahne alan ve kimse tarafından tanınmayan Hasret Nemutlu o günden beri magazin dünyası için yeni bir sır halini almıştı. İşte bizler, sizler için Hasret Nemutlu’nun kim olduğunu sizler için tanıdığınız bir ağızdan öğrendik.”
Hasret bir anda şok geçirdiğini hissetti. Herkes nereden geldiğini öğrenmişti öğrenmesine ama Murat televizyona çıkıp kendisiyle ilgili açıklama yapacak değildi herhalde. O anda ekranda Nazar’ı gördü. Berrin denen kadın Murat’ın kendisini eğitmesine inat kendi mahallesinden Nazar’ı seçmiş ve yetiştirmeye başlamıştı. “Berrin’in yetiştirdiği şarkıcıdan ancak bu kadarı olur.” diye düşündü Nazar’ı görür görmez. Gayet zevksiz bir şekilde giyinmiş, nezaket nedir bilmeden konuşuyordu. Evet, konuşması düzgündü evet üstü başı da öyle ama içindeki o eski Nazar konuşma şekliyle kendini belli ediyordu. Sunucunun sorusunu duydu Hasret.
“Hasret Nemutlu’yla siz aynı mahalledensiniz değil mi?”
“Evet. Aynı mahalledeniz. Az çok tanırdım kendisini.”
“Nasıl birisidir Hasret?”
“Senin benim gibi birisidir işte. Tek farkı hırsıdır. Çok öncelerden beri çok hırslıydı. Gözü hep yükseklerdeydi.”
“Gözü hep yükseklerdeydi derken neyi kastediyorsunuz?”
“Yani o mahalleden kurtulmak isterdi çok öncelerden beri. Zengin olmak, tanınmak tek isteğiydi…”
“O zaman istediğini başarmış durumda şu anda.”
“Evet, şimdilik öyle görünüyor.”
“Neden şimdilik dediniz?”
“Türk halkının Hasret’i sevip benimsemeyeceğini adım gibi biliyorum.”
“Hodri meydan diyorsunuz o zaman?”
“Açıkçası demeye ihtiyaç duymuyorum. Hangimizin daha iyi olduğuna Türk halkı karar verecek…”
“İddialısınız o zaman…”
“Her zaman iddialıyım. Öyle olmasam Berrin beni seçmezdi.”
Hasret Nazar’ın sesine daha fazla tahammül edemeyip televizyonu kapattı. Bu da neyin nesiydi şimdi? Sanki yeterince derdi yokmuş gibi… O an Murat’ın ona önceden söylediklerini anımsadı. “Sahneye çıktığında herkes senin kim olduğunu merak edecek Hasret. Günlerce seni araştıracaklar. Kim olduğunu nereden geldiğini öğrenecekler. Yetmeyecek sana sudan rakipler bulacaklar hatta belki iftiralar atacaklar. Sen yılmamalısın. Vazgeçmemelisin tamam mı? Ben hep arkanda olacağım senin. Sana güvenim ve inancım tam, biliyorsun…”
Hasret gözlerinin dolduğunu hissetti. Hayatının en zor zamanlarından birini yaşıyordu ve Murat söz verdiği gibi yanında değildi… “Lanet olsun!” dedi. “Keşke hiç ünlü olmasaydım. Keşke o sahneye hiç çıkmasaydım. Sadece Murat’ı tanısam yeterdi bana…”

Ayağa kalktı. Bir iki dolandıktan sonra duvarlar onu boğuyormuş gibi hissetti. Hızla portmantoya yöneldi. Montunu ve çantasını aldı ve evden çıktı. Merdivenlerden hızla indi. Sanki havası tükeniyormuşcasına… Kapıyı açar açmaz kameralar ve mikrofonları burnunun dibinde buldu. “Kahretmesin!” dedi içinden. Sorular bir yağmur gibi yağıyordu üstüne.
“Hasret Hanım bir açıklamada bulunacak mısınız?”
“Hasret Hanım Murat Bey’le dargın olduğunuz doğru mu?”
“Hasret Hanım Murat Bey’le ilişkiniz olduğu iddiaları hakkında bir şey söyleyecek misiniz?”
“Hasret Hanım Nazar Hanım’ın sözlerine karşılık verecek misiniz?”
Hasret o kalabalığı yararak geçmek ve gözden kaybolmak istiyordu. Ama bu tam da Nazar’ın istediği gibi olurdu. Ya da başkalarının… Bir an durdu. Sorular gelmeye devam ediyordu. Derin bir nefes aldı.
“Arkadaşlar sakin olun. Sorularınıza cevap vereceğim. Tek istediğim teker teker sormanız.” dedi. Nasıl bu kadar nazik olabilmişti bilmiyordu.
Gazetecilerden birisi atladı.
“Hasret Hanım, öncelikle şunu sormak istiyoruz Murat Bey’le tanışmanız nasıl gerçekleşti? Nasıl bu projeye dahil oldunuz?”
“Murat Bey benim sesimi tesadüfen dinledi ve eğer eğitilirse çok daha güzel bir ses olabileceğine kadar verdi. 6 aylık aralıksız bir çalışma programından sonra Müziğin İstanbul’la Buluşması’nda kapanış solisti olarak ilk kez sahne aldım.”
“6 ay boyunca Murat Bey’le birlikte yaşadığınız doğru mu?”
“Öncelikle sorunuzdaki art niyeti fark ettim. Aynı evde kaldığımız doğru ama bu sadece eğitim amacıylaydı. Nesrin Turalı ve hizmetlilerin de bulunduğu bir evde 6 ay kaldım. Sıkı bir eğitimden geçtim. Doğru.”
“Kenar mahalleden çıktığınızla ilgili iddialara ne diyeceksiniz?”
“Evet ben kenar mahalleden çıkmış bir kızım. Nişantaşı’nda sokakta çiçek satarak geçimini sağlayan biriydim. Bundan da hiçbir zaman utanmayacağım. Eğer Murat Turalı’yla tanışmasaydım hala o işi yapıyor ve o mahallede yaşıyor olurdum. Şu an burada olmam oradan geldiğim gerçeğini değiştirmez…”
“Nazar Hanım’ın sizle ilgili iddiaları için ne diyeceksiniz? Kısa bir süre önce bir albüm çıkarttı ve listelerde üst sıralarda yer almayı başardı. Kendisi size meydan okudu…”
“Sizden ricam bana bu tarz sorularla gelmemeniz. Ama ben cevap vermedikçe bu soru sorulmaya devam edilecek biliyorum.
Nazar’ı şahsen tanımam. Bizim mahalleden biriydi. Arada sırada görürdüm. Bana meydan okumasına anlam veremediğimi söylemem gerek. Kendisine karşılık vermeyi düşünmüyorum.”
“Yani yenilgiyi kabul ediyorsunuz?” dedi gazetecilerden biri.
“İstediğiniz gibi algılayabilirsiniz. Ama benim kastetmek istediğim ikimizin alanları çok farklı. Rakip olmak için aynı türden bir iş yapıyor olmak gerek. Kendisi bir albüm çıkartmış. Başarılı olmasını dilerim…”
“Neden kendisine cevap vermemeyi tercih ediyorsunuz?”
“Ben Murat Turalı’nın öğrencisiyim. Eğitimimin bitmiş olması bunu değiştirmez. Ömrüm boyunca bu sıfatı gururla taşıyacağım. Bu sıfatı taşıdığım sürece de bu sıfata uygun davranacağım. Şimdi müsaade ederseniz yapmam gereken işler var.”
Hasret arkasından sorulan sorulara aldırmaksızın nazik bir şekilde gazetecilerin arasından sıyrıldı. Yakınlarda müşteri indiren bir taksi görüp oraya doğru ilerledi. Taksiye atladı.
“Lütfen sürün arabayı. Şuradan uzaklaşmam gerek…"


goncarda:
2. kısım (billur arkadaşımıza teşekkür ederiz)

Araba sakin trafikte hızla akarken şoför “Nereye gidiyoruz abla?” diye sordu. Hasret nereye gideceğini bilmiyordu. Gidecek hiçbir yeri yoktu artık. Ne Murat’ın yanına aitti ne de mahallesine. Eski mahallesine… Cihan aylardır suratına bakmıyordu. Ona göre artık eski Hasret çoktan uçup gitmişti. “Hakkı var.” diye düşündü. Artık eskisi gibi değildi. Ama bu Cihan’ın arkadaşlığını özlemediği anlamına gelmiyordu elbette.
“Abla?” diye tekrar etti taksici.
“Özür dilerim. Siz devam edin ben tarif edeceğim.” dedi Hasret.
Şoför başıyla onayladı. Hasret pencereden dışarı baktı. Sahil yolunda gidiyorlardı. Hava öylesine güzeldi ki. Pırıl pırıl bir gün vardı dışarıda. İnsanlar çocuklarını alıp deniz kenarına inmişlerdi. Piknik yapanlar, oyun oynayan çocuklar, el ele gezen aşıklarla doluydu etraf. Önceden olsa Murat’a yalvarırdı. “Dışarıda çok güzel bir gün var Murat. Lütfen biraz ara verelim.” Murat her zamanki cevabını verirdi. “İstersen çıkalım Hasret ama o zaman gösteriyi unutmamız gerek.” Hasret inat ederdi. “İki dakika çıkıp hava alsak bir içimiz açılsa ne olur sanki? 2 dakikayla mı mahvolacak gösteri? Murat ona içtenlikle gülümser “Her şeyin mükemmel olmasını istiyorum Hasret. Senin o sahnede mükemmel olmanı ve herkesi kendine hayran bırakmanı istiyorum. Şimdi bize inanmayan herkese en güzel cevabı o sahnede vermeni istiyorum.” derdi. Hasret bu cevap karşısında savaşı kaybederdi. “İyi o zaman şimdi ne çalışması var sırada?” diye sorardı. Derin bir of çekti. Tüm bunlar geçmişte kalmıştı ve o şimdi Murat’la geçiremediği güzel zamanlara üzülüyordu. Ona yalan söylediği zamanlara… Araba yola devam ederken “Buradan sola dönün.” dedi Hasret. Şoför Hasret’in talimatına uydu. “Uzun bir süre dümdüz devam edeceğiz. Döneceğimiz zaman söylerim ben size.” dedi ve düşüncelerine geri döndü.
Nereye gittiğini şu an kendisi bile düşünmüyordu. Olmak istediği yere gidiyordu. Olmak istediği ama ait olmadığı bir yere… Hayat hiç de hayal ettiği gibi ilerlemiyordu. O sırada telefonu çalmaya başladı. Çantasından telefonunu çıkarttığında arayanın Levent olduğunu gördü.
“Alo Levent?”
“Hasret nasılsın?”
“İyiyim sen nasılsın?” Ona sormak istiyordu. Murat nasıl demek istiyordu. Hala bana kızgın mı diye sormak istiyordu ama soramıyordu.
“Bildiğin gibi işte işler filan. Seni şey için aradım gösteriden sonra malum herkes sana ulaşmak için beni ve Murat’ı arıyor.” Hasret bir an umutlandı. Murat halen kendisiyle ilgileniyor olabilir miydi? “Murat senle ilgili tüm işleri bana devretti. Ben de sana haber vermek istedim son durumları.” Hayalkırıklığının ağırlığı yüreğine oturdu Hasret’in. O acıyı tekrar ve tekrar hissetti. Bu sefer gerçekten vazgeçmişti ondan.
Acı dolu bir sesle “Dinliyorum.” diyebildi.
“Malum senle konuşmuştuk her şeyi önceden senle ilgili her türlü teklif bana geliyor. Resmiyette menajerin olarak ben görünüyorum. Tabii hala istiyorsan…” dedi Hasret’le Murat arasında olanları düşünüp.
“Türkiye’nin en iyi menajeriyle çalışmayacağım da kimle çalışacağım?” dedi Hasret doğal olmaya çalışarak.
Levent bu iltifata gülümseyerek karşılık verdi. “E tabi sen de haklısın.” dedi neşeli bir sesle. Sonra ciddileşti ve konuşmaya devam etti. “Birkaç teklif var sana. Hepsi de çok ciddi ve güzel projeler. Sana onlardan bahsetmek istiyorum.”
“Bu işi böyle telefonda yapmasak? Ben sana uğrasam müsait olduğun bir zamanda sen bana anlatsan bunları.”
“Olur tabii. Daha iyi olur hatta.” dedi Levent.
“Ne zaman müsait olursun?”
Levent saatine baktı. Saat daha 12’ydi.
“Birazdan öğle yemeğine çıkacağım. 2 gibi de bir toplantım var. 3 buçuk uygun mu?”
“Uygun.”diyerek onayladı Hasret.
“O zaman 3 buçukta görüşürüz.” dedi Levent.
“Görüşürüz…”
Hasret hüzünle telefonu kapattı. O sırada dönecekleri kavşağı kaçırdılar.
“Söylemekte geç kaldım özür dilerim ama önceki kavşaktan dönecektik…”
“Hemen döneriz abla problem değil.” dedi şoför.
Araba geriye dönerken Hasret Murat’ın kendisiyle ilgili tüm mevzuları Levent’e devretmiş olmasını sindirmeye çalışıyordu. Oysa gösteriden çok önce oturup bunları konuşmuşlardı. Murat Hasret’e kariyerinin başında onun yanında olacağına, kariyerini planlamasına yardım edeceğine söz vermişti ve şimdi tüm sözlerinden bir bir dönüyordu. Hasret hüzünlü bir şekilde iç çekti. “Ne yapmasını bekliyordun Hasret ha? Her şeye rağmen hala senin yanında olacağını mı?” diye kızdı kendi kendine.
“İlk sağa dönebilir miyiz?” dedi şoföre. İşte eski mahallesi onu karşılıyordu.
“Sola dönün şimdi de. Tamam, ben müsait bir yerde inebilirim.” dedi. Taksimetreye baktı ve çantasını açtı. Ücreti çıkarttıktan sonra parayı şoföre uzattı. Kır saçlı, kirli sakallı şoför parayı uzanıp aldı. Tam para üstü aramak için harekete geçmişti ki Hasret “Üstü kalsın.” dedi. Hayatında ilk defa cömert davranıyordu. “Teşekkürler abla.” dedi şoför. Hasret cevap vermeden arabadan indi. Etrafta her şey olağan görünüyordu. Bozuk yolda topuklu ayakkabılarıyla yürümeye çalışarak kahveye ulaştı. Buraya ilk defa bu şekilde geliyordu. Önceleri her gelişinde eski Hasret’e ait kıyafetleri giyip gelmişti. İnsanların bir şeyleri merak etmesini istememişti ama şimdi, sahneye çıktıktan sonra, tüm Türkiye onu konuşurken eski kıyafetleriyle gelmesinin hiçbir anlamı yoktu. Zaten o duygu karmaşası içinde bunu düşünmemişti bile. Mahalle kahvesinin önünden geçerken tanıdıklar onu fark edip aralarında konuşmaya başladılar. Ama kimse yanına yaklaşmıyordu. Çekiniyor gibiydiler. Yanlarında büyüdüğü bu adamlar ondan çekiniyordu…
Hasret aldırmamaya çalışarak eski evine doğru ilerledi. Zorlansa da eve ulaşmayı başardı. Kapıya geldiğinde “Abla! Baba!” diye bağırmak istedi önceden olduğu gibi. Tutmadı kendisini bu sefer bağırdı. “Abla! Baba!” İki saniye sonra Gülnaz’ın sesi duyuldu.
“Kız Hasret!” diyerek koşturdu Gülnaz. “Sen mi geldin kız?”
“Ben geldim be ablam nasılsın?” dedi Gülnaz’a sarılırken.
“Çok özlemişim seni be. Ne iyi ettin de geldin…”
Hasret kollarını ablasının boynundan çekerken “Babamla Kadir neredeler?” diye sordu.
“Kadir bütünlemeye kaldı ya bugün dersi vardı okula gitti mecbur. Babam da kim bilir nerededir… Geç hadi içeri geç.”
Hasret merdivenlerden çıkıp içeri girdi. Bu evin kokusunu ne çok özlemişti. Koltuklardan birisine oturdu. Oturduğu anda hissettiği rahatsızlık ona adete “Sen artık buraya ait değilsin.”diyordu. Hasret inat etti. Topuklu ayakkabılarını çıkarttı. Elbisenin kırışma ihtimaline aldırmadan bağdaş kurdu koltukta.
“Hangi rüzgar attı seni buraya bakayım?” dedi Gülnaz.
“Hangi rüzgar değil be ablam kim demen lazım…”
“Noldu kız?” dedi Gülnaz merakla.
“Murat benle konuşmuyor… Sanırım benden gerçekten vazgeçti.”
“Ama neden?” diye sordu Gülnaz.
“Bunu anlatması çok zor abla. Anlatsam da ‘E ne var halledilir’ diyeceksin ama bu halledilmez.” Hasret gözlerinin dolduğunu hissetti. “Çok yalnız hissediyorum be abla.” dedi. “Artık hiçbir yere ait değilim sanki. Ne Murat’ın yanına ne buraya. Çok yalnızım…” Hasret’in gözünden bir damla yaş düştü ve yanağından aşağı yavaşça süzüldü. Gülnaz hemen Hasret’in yanına oturdu ve sıkı sıkı sarıldı kardeşine.
“Ah be güzelim ne oldu sana? Yalnız olur musun sen hiç? Koskoca ablan var arkanda. Anlat bana ne oldu?”
“Çok şey oldu be ablam. Geri dönsem asla yapmayacağım şeyler oldu. Yanlış anladı beni ama anlatamadım ona… Kimse anlamıyor artık beni zaten. Herkes çok değiştin deyip duruyor. Şuraya gelmek için kahvenin önünden geçerken bile yanlarında büyüdüğüm adamlar bana uzaktan bakıp bakıp kendi aralarında konuştular sadece. Oysa önceden olsa konuşurlardı, sorarlardı. Çekindiler benden resmen. Artık kendilerinden görmüyorlar beni…” dedi. Göz yaşları sicim gibi akıyordu. Arada hıçkırıyordu Hasret. Gülnaz daha sıkı sarıldı kardeşine.
“Hepsi geçecek benim güzel kardeşim.” dedi. “Biz her zaman senin yanındayız…”

goncarda:
3. kısım(billur'a sevgilerle)

Hasret doya doya ağlamıştı. Gülnaz da tüm bu ağlama nöbeti sırasında kardeşine sıkı sıkı sarılmıştı. Onun her zaman yanında olduğunu belli etmek ister gibiydi. Hasret önce kollarını gevşetti ardından çekti ablasının boynundan.
“İyi ki varsın be abla.” dedi.
“Asıl sen iyi ki varsın be Hasret.” dedi Gülnaz. “Ben bu işten hiçbir şey anlamadım ama her zaman yanındayım. Yalnız değilsin hiçbir zaman. Unutma bunu.” dedi.
Hasret minnetle gülümsedi. “Keşke yanıma taşınsanız…”dedi.
“Biz alışmışız bu mahalleye be Hasretim başka yerlerde yapamayız bilmez misin?” dedi Gülnaz.
“Ama o ev buradan çok daha iyi. Ben orada otururken sizin burada oturmanız beni üzüyor. Mis gibi ev duruyor orada.”
“Bizim için iyisini istersin bilirim Hasretim ama yapamayız orada bir başımıza. Kadriye Teyzem olmadan, Balçiçek’le didişmek olmadan gün nasıl geçer? Bizim hayatımız böyle. Sen yaşamana bak…”
Hasret bir of çekti. “Kimse sormadı mı size beni? Dedikodu olmadı mı hiç?”
Gülnaz yüzünü buruşturdu. “Olmaz olur mu be? Sana söylemek istemedim açıkçası. Yeteri kadar derdin var zaten. Bunca ay Hasret bize yalan söyledi diye küskünlüğü herkesin. Aslında bize de küsler ama babamı bilirsin sıcakkanlı adamdır. Sıyrıldı hemen.”
“Sizin de başınıza iş açtım. Keşke alıştıra alıştıra söyleseydik herkese.”
“Ama merak etmeyesin sevinip tebrik edenler de vardır. Hele Balçiçek kıskancından nasıl çatladı bir bilsen…”
“Aman abla…” dedi Hasret. Önceden olsa Balçiçek’i geçmek ne mutluluk olurdu onun için. Ama Murat onu çok değiştirmişti. Artık kimseyle yarıştırmıyordu kendisini. Tek rakibi kendisiydi. Kim ne yapmışın derdinde değildi artık. Ben ne yapıyorumun derdindeydi.
“Kız Hasret makyajın oluk oluk akmış maşallah.” dedi Gülnaz. Hasret’i düşüncelerin içinden çekip aldı.
“Hadi ya akmış mı?” diye sordu Hasret.
“Fena akmış hem de. Var mı yanında bir şeyler?”
“Var var. Dur bakayım ben.” dedi Hasret ve çantasını alıp kalktı.
On dakika sonra döndüğünde eski haline geri dönmüştü.
“Ne dandik rimelmiş be. O kadar para verdik bir işe yaramadı.” diye söylendi Hasret. Duvardaki saat o sırada dikkatini çekti. Saat üçe geliyordu.
“Ablacım benim kalkmam gerek. Levent’le buluşacağız. Konuşmamız gereken şeyler var. Malum iş filan… Geç kalmayayım.”
“Tamam Hasret’im yolun açık olsun.”
“Selam söyle babamla Kadir’e. Çok çok öp benim için. Ben uğrarım yine. Siz de uğrayın…”
“Tamam güzel kardeşim iyi bak kendine.”
Sım sıkı sarıldılar birbirlerine.
“Görüşürüz.”
Hasret evden çıktığında zorlu yol yine onu beklemekteydi. Üstelik bu sefer taksi bulması çok zor olacaktı.”Hadi bakalım Hasret lükse çok alıştın sen. Tabanvaya talim.” dedi. Birkaç metre sonra tekrar kahvenin önüne gelmişti. Fısıltılar yine yükselmeye başladı. Bu sefer Cihan’la Kobra da oradaydı.
“Hasret hoş gelmişsin.” dedi Kobra.
“Pek hoş bulmadık be Kobra baksana kimse bakmaz yüzüme.” dedi Hasret.
Cihan Hasret’e ters bir bakış atıp sustu.
“Boşver sen onları. Alındılar sana biraz. Affederler ama zamanla merak etme. Oturmaz mısın?”
“Acelem var Kobra kusura bakma.”
“Oturma o buralara artık.” dedi Cihan.
“Allah aşkına böyle yapma Cihan. Onca senelik arkadaşlığımızın hatrına yapma.” dedi Hasret hüzünle.
“Oturmazsın ama yalan mı?” dedi Cihan.
“Otururum!” dedi Hasret ve bir sandalye çekip oturdu. Hasret’in bu hareketi herkeste merak uyandırdı. Fısıltılar arttı. Hasret gelen çayını içmeye başladı. Kobra da ona önemsiz şeylerden bahsediyordu. Son çıktıları işte başlarına gelen bir olayı anlatıyordu ama Hasret’in kulağı onda değildi. Cihansa sessizce oturuyordu. O sırada mahallelilerden biri Hasret’in yanına geldi.
“Mahallene hoş geldin Hasret.” dedi.
Hasret gülümseyerek “Hoş bulduk Yakup abi nasılsın?” diye sordu.
“Hamdolsun işte. Seni sormalı…”
“İdare ediyoruz be. Baksana herkes kaçar benden…” dedi Hasret içtenlikle. Sonra sesini yükseltti ufak ufak. “Oysa bilmezler mi Hasret’i? O mahallesinden kopmaz. O burnu büyüklüğe düşmez. Bu mahallenin kızı olduğunu hiçbir zaman hiçbir yerde inkar etmez, utanmaz. Ama bakmazlar yine de Hasret’in suratına.” dedi.
“Zamanla herkes alışır Hasret kızım.”
“İnşallah…” dedi Hasret içtenlikle. Sonra saatine baktı. “Kusura bakmazsanız kalkmam lazım. Geç kalacağım. Kobra burada bir taksi bulma şansımız var mı?”
“Var tabi Hasret. Beş dakika bekle bulurum ben hemen.”
Kobra kalkıp uzaklaşırken Cihan’la Hasret masada yalnız kaldılar.
“İyice sosyetik olmuşsun…” dedi Cihan.
“Yine aynı şeyi yapıyorsun. Benle aylardır konuşmadığın yetmezmiş gibi yine yapıyorsun…” dedi Hasret.
“Ne yapayım Hasret? Seni böyle görmeye dayanamıyorum. Nerede çiçekçi kız nerede bu Hasret.”
“Ben sana değişmedim demiyorum ki. Değiştim. Çok şey öğrendim. Çok şey gördüm. Ama bu içimdeki beni değiştirmedi ki. Ben hala o bildiğin Hasret’im bir yandan. Seni özlüyorum hala. Dostluğunun eksikliğini hissediyorum.”
“Eskisi gibi olmamız çok zor Hasret. Zaman gerek. Yeni Hasret’e alışmam gerek.”
“Senden hemen bir şey beklemiyorum zaten ama tamamen kopartma ipleri. Bak ben hala buradayım. Hala sizi özlüyorum. Hala bu mahallenin kızıyım.”
“O sonuncusu zor be Hasret. Ayağındaki o topuklularla o makyajınla aha o taksinle çok zor. Ama öyle olsun bakalım…”
“Dinlediğin için teşekkür ederim.” dedi Hasret ve yerinden kalktı. Gelen taksi kahvenin önünde durdu. Hasret Kobra’ya teşekkür edip taksiye bindi.

Hasret Levent’in kapısını tıklatırken içinde nedenini bilmediği bir heyecan vardı. Sanki her an her yerden Murat çıkabilirmiş gibi hissediyordu. Ona ait bir iz bulabilirmiş gibi. Bu düşünce heyecandan midesine kramplar girmesine sebep olacak güçteydi. İçeriden Levent’in “Gir.” sesini duyunca kapının kolunu çevirip içeri girdi.
“Hoş geldin Hasretcim.” dedi Levent yerinden kalkarak.
“Hoş bulduk Levent. Nasılsın?”
“İyiyim iyiyim asıl seni sormalı. Geç otur bu arada bir şey içer misin?”
“Yok sağ ol. Ben bildiğin gibiyim. Başımda bir sürü gazeteci var. Nazar belası var. Ne yapacağımı hiç bilmiyorum. Muratsız yolumu kaybetmiş gibiyim…”
“Bu konuda yapabileceğim hiçbir şey yok Hasret biliyorsun Murat’ın ne kadar inatçı biri olduğunu…”
“Bilmez miyim? Beni onun yanına gitmekten alıkoyan da bu. Kapıdan kovulmaktan korkuyorum. Bunu kaldıramam…”
“Emin ol o da kaldıramadı…” diye laf kaçırdı ağzından Levent.
“İyi mi?” diye sordu Hasret merakla.
“Sen hayatına girmeden önce nasıldıysa şimdi de öyle. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum…” dedi Levent dürüstlükle. Hasret derin bir of daha çekti.
“Nazar konusuna gelirsek…” diye konuyu dağıttı Levent “Berrin kızla kontrat yapmam için çok uğraşmıştı ama Berrin’le aramızda son olanlardan sonra şirketin onunla bile bağı koptu biliyorsun. Açıkçası Nazar’ı kaçırdığım için üzgünüm çünkü listelere iyi bir giriş yaptı ama elimizde daha iyisi yani sen varsın.” dedi gülümseyerek.
Hasret de gülümsedi ama bu gülümseme içten değildi. Takılmış bir maske gibiydi. Aklı hala Murat’taydı.
“İstersen sana gelen tekliflerden bahsedeyim biraz.” dedi Levent.
“Dinliyorum…” dedi Hasret. Levent de anlatmaya başladı.

**********

Murat piyanonun başında oturuyordu. Öylece boş boş bakarak oturuyordu. Parmakları piyano tuşlarının üzerindeydi ama çalmıyordu. Sadece düşünüyordu. Zihninde notaları sıraya diziyordu. “Hayır.” dedi kendi kendine. “Bu onu yansıtmadı. Hem de hiç.” Düşünmeye devam etti. Kafasında notaları duyabiliyordu ama bir de piyanodan duymak istedi. Tuşlara ardı ardına bastığında notaların kombinasyonu hoşuna gitti. Elindeki kağıda hemen not aldı bu sıralamayı. Ardından devamını getirmek için düşünmeye başladı. O sırada merdivenlerden hızla çıkan birisini duydu. Bir an için “Hasret koşarak çıkma şu merdivenleri lütfen.” demek istedi ama dilini ısırdı. Hasret artık bu evde yaşamıyordu. Hatta artık hayatında bile değildi. Gözlerini kapattı. Bu düşünce onun canını yakıyordu. İçinden bir şeyler kopup gidiyormuş gibi hissediyordu. O sırada ayak seslerinin yaklaştığını hissetti.
“Sabahtan beri hiçbir şey yemedin Murat.” diyen Nakiye’nin sesini duydu.
“Canım bir şey istemiyor Nakiye.” dedi Murat günlerdir tekrar ettiği gibi.
“Kaç gündür hiçbir şey yemiyorsun. Gözümden kaçtığını sanma. Bak en sevdiğin yemekleri yaptım sana…”
“Lütfen Nakiye. Çalışıyorum ve yemek yemek istemiyorum.”
“Böyle olmaz ama…”dedi Nakiye üzüntüyle.
“Lütfen Nakiye yalnız kalmaya ihtiyacım var.”
Nakiye kendinde üsteleyecek cesareti bulamadı. Murat son birkaç gündür bambaşka bir adam olmuştu sanki. Sessizce uzaklaşmayı seçti. Eninde sonunda bir şeyler yiyecekti.
Murat kendisiyle baş başa kaldığında yine notalara geri döndü. O şekilde ne kadar zaman çalıştığını bilmiyordu. Onu notaların dünyasından çıkarkan cep telefonunun çalması oldu. İstemsizce irkildi ve telefonuna uzandı. İsteksizce “Efendim Levent?”dedi.
“Rapor vermek için arıyorum.” dedi Levent. “Hasret bugün buradaydı.”
Murat hiçbir şey demedi. Levent de konuşmaya devam etti. “Gelen teklifleri konuştuk. İçlerinden bir hayır işine katılmayı onayladı. Gerisi içinse kararsız. Sensiz başarabileceğinden emin değilim.” dedi Levent dürüstlükle.
“Başarabilir. Bensiz her şeyi başarabilir. Sen de yanında olacaksın. Onu yönlendirirsin.”dedi duygusuzca.
“Anlamıyorum.” dedi Levent. “Gerçekten anlamıyorum. Onun için onca şeyi göze aldın. Peki ne oldu da bu hale geldiniz?”
“Bunları konuşmak istemediğimi çok iyi biliyorsun Levent. Üstelik bu benimle Hasret arasındaki bir mevzu…”
“Kız perişan ama…”
“Eminim ki toparlar. Şimdi kapatmam gerek Levent. Görüşürüz.” diyerek telefonu kapattı.
Nefessiz kalıyormuş gibi hissediyordu. Sanki oksijeni tükeniyordu. Sıkıntıyla yerinden kalktı. Mutfağa indi. Susamıştı. O sırada mutfaktaki küçük televizyonun önündeki Nakiye’yi fark etti.
“Aa Murat. Acıktın mı yoksa?” dedi Nakiye hevesle.
“Su içmeye indim Nakiye.” dedi Murat bezgince.
“Azıcık yesen ne olur sanki? En sevdiğin yemekleri uğraşıp yaptım…” dedi Nakiye alınganca.
“Çok lezzetli olduklarına eminim ama canım istemiyor Nakiye. Kusura bakma lütfen.” dedi Murat. O sırada açık televizyonda Hasret’in sesini duydu Murat. İstemsizce televizyona bakmaya başladı.
“6 ay boyunca Murat Bey’le birlikte yaşadığınız doğru mu?” diyen muhabirin sesi geldi önce. Ardından Hasret’in cevabı.
“Öncelikle sorunuzdaki art niyeti fark ettim. Aynı evde kaldığımız doğru ama bu sadece eğitim amacıylaydı. Nesrin Turalı ve hizmetlilerin de bulunduğu bir evde 6 ay kaldım. Sıkı bir eğitimden geçtim. Doğru.”
Başka bir muhabirin sesini duydu bu sefer. “Kenar mahalleden çıktığınızla ilgili iddialara ne diyeceksiniz?”
Hasret gurur incinmeden cevap verdi. “Evet ben kenar mahalleden çıkmış bir kızım. Nişantaşı’nda sokakta çiçek satarak geçimini sağlayan biriydim. Bundan da hiçbir zaman utanmayacağım. Eğer Murat Turalı’yla tanışmasaydım hala o işi yapıyor ve o mahallede yaşıyor olurdum. Şu an burada olmam oradan geldiğim gerçeğini değiştirmez…”
Murat istem dışı gülümsedi. Tam Hasretlik bir cevaptı bu.
“Nazar Hanım’ın sizle ilgili iddiaları için ne diyeceksiniz? Kısa bir süre önce bir albüm çıkarttı ve listelerde üst sıralarda yer almayı başardı. Kendisi size meydan okudu…”
Murat’ın merakı git gide artıyordu. Hasret’in cevabı gecikmedi.
“Sizden ricam bana bu tarz sorularla gelmemeniz. Ama ben cevap vermedikçe bu soru sorulmaya devam edilecek biliyorum.
Nazar’ı şahsen tanımam. Bizim mahalleden biriydi. Arada sırada görürdüm. Bana meydan okumasına anlam veremediğimi söylemem gerek. Kendisine karşılık vermeyi düşünmüyorum.”
İşgüzar muhabir sorusunu sürdürdü. “Yani yenilgiyi kabul ediyorsunuz?”
“İstediğiniz gibi algılayabilirsiniz. Ama benim kastetmek istediğim ikimizin alanları çok farklı. Rakip olmak için aynı türden bir iş yapıyor olmak gerek. Kendisi bir albüm çıkartmış. Başarılı olmasını dilerim…”
Politik bir cevap diye düşündü Murat.
“Neden kendisine cevap vermemeyi tercih ediyorsunuz?” İşte şimdiye kadar sorulan en mantıklı soru buydu.
“Ben Murat Turalı’nın öğrencisiyim. Eğitimimin bitmiş olması bunu değiştirmez. Ömrüm boyunca bu sıfatı gururla taşıyacağım. Bu sıfatı taşıdığım sürece de bu sıfata uygun davranacağım. Şimdi müsaade ederseniz yapmam gereken işler var.”
Murat bir an donduğu hissetti. Haber bitmiş başka bir habere geçilmişti ama Murat ekran karşısında hala öylece duruyordu. Ne demişti Hasret?
goncarda:
4. kısım ( Biillur'a sevgilerle)

Hasret oturduğu koltuktan dışarı bakıyordu. Pencerenin tam önündeki ağacı izliyordu. Ağacın dalları rüzgarın etkisiyle bir ileri bir geri sallanıyordu. Arada birkaç yaprak kopuyor rüzgarın büyüsüne kapılarak savruluyordu. Hasret hafifçe ürperdiğini hissetti. Üşümüştü ama kalkıp bir battaniye ya da bir hırka almaya mecali yoktu. Ellerini iki kolunun üstüne koydu. Kendi kendine sarıldı. Öylesine yalnızdı ki… Ağacın dalları sallanmaya, rüzgar esmeye ve yapraklar uçuşmaya devam ediyordu. Hayat Hasret’i de tıpkı o kopup giden yapraklar gibi sürüklüyordu. Önce karşısına Murat’ı çıkarmış onu zengin bir mahalleye sürüklemişti. Tam Murat’la mutluyken bu sefer de buraya sürüklenmişti. Neden hiçbir şey istediği gibi olmuyordu? Murat’tan ders alırken hayal ettikleri bunlar değildi. O Murat’la bir hayat hayal etmişti ama olmamıştı. Üstelik bunda ikisinin de suçu yoktu. “Kader…” dedi. “Kaderim buymuş.”
Kendini bu düşüncelere kaptırmışken telefonun çalması Hasret’i irkiltti. Kendi dünyasından çıkıp gerçek dünyaya dönmesine sebep oldu. Hasret isteksizce yerinden kalktı ve ev telefonunu açtı.
“Efendim?” dedi onu arayanın kim olduğunu merak ederek.
“Hasret Nemutlu’yla mı görüşüyorum?” dedi karşısındaki erkek sesi tereddütle.
“Evet, benim. Siz kimsiniz?” dedi. Kimdi bu adam?
“Merhaba Hasret Hanım. Ben ---’teki --- programından arıyorum. İsmim Özgün Doğan. Müziğin İstanbul’la Buluşması organizasyonu öncesinde canlı yayına katılmıştınız.”
“Ah evet hatırladım Özgün Bey nasılsınız?”dedi Hasret.
“İyiyim teşekkürler. Öncelikle rahatsız ettiğimiz için özür dilerim. Telefon numaranızı izinsiz aldığımız için de… Ancak sizi kanal adına arıyorum. Biz sizi programımıza konuk etmek istiyoruz. Sizi ve mümkün olursa Murat Bey’i. Sizi nasıl keşfettiğini, eğitimin döneminizi ve ilk sahne deneyiminizi sizin ve onun ağzından dinlemek isteriz.”
“Nazik teklifiniz için çok teşekkürler.” dedi Hasret. “Ancak böyle bir konuda menajerimle konuşmadan size bir cevap vermem mümkün değil. Ayrıca Murat Turalı adına konuşmam da mümkün değil. Tahmin edebileceğiniz gibi… Bence bu durumu menajerimize bildirin. Biz ortak kararımızı size bildiririz en kısa zamanda.”
“Peki o zaman. Levent Bey’i arayıp konuşurum. Teşekkür ederim.”
“Asıl ben teşekkür ederim.” dedi Hasret ve telefonu kapattı.
Murat’la bir televizyon programına çıkmak… Murat bunu asla kabul etmezdi, çok iyi biliyordu. Önceden olsa seve seve kabul ederdi ama şimdi? Asla. Lanet olsun. Bunu çok isterdi… Levent’le konuşmalıydı. Murat’ın ne kadar inatçı olduğunu biliyordu ama bunu onunla yapmak istiyordu. Artık bu hislerle yaşayamıyordu. Üstelik büyük gösteri de bitmişti. O Saime denen kadın her ne yapacaksa şimdi yapabilirdi. Hasret başını ellerinin arasına koydu. Artık tahammül edemiyordu. Beyninin uyuştuğunu hissediyordu. Acı ve pişmanlık onu yiyip bitiriyordu. Hüngür hüngür ağlamak istiyordu. “Sakin ol.” dedi kendi kendine. Cep telefonunu eline aldı. Hızlıca numarayı çevirdi.
“Alo Levent.” dedi.
“Hasret…” dedi Levent şaşkınlıkla.
“Kusura bakma bu saatte rahatsız ettim ama bu önemli. En azından benim için… Ben daha fazla dayanamayacağım.”
Levent şaşkınlıkla “Bir problem mi var Hasret?” dedi.
“Az önce bir televizyon kanalından Murat’la birlikte bir televizyon programına çıkmak için teklif aldım. Bunu Murat’ın asla kabul etmeyeceğini bile bile kabul etmeyi çok istediğimi fark ettim. Sonra başka bir şey daha fark ettim ben artık yapamayacağım. Yani ondan uzak duramayacağım. Onsuz tükeniyorum ve ben bunu arayıp ona anlatamıyorum.”
“Aranızda her ne olduysa Murat çok…”
Hasret Levent’in sözünü kesti. “Çok kırılmış durumda. Biliyorum. Kahretsin bunu ben yaptım ona. Üstelik bile bile. Ama mecburdum.” Hasret’in sesi öylesine garipti ki. Üzgün müydü kızgın mıydı anlaşılmıyordu.
“Ona sorduğumda bana anlatmıyor. İlk defa bana bir şeyi anlatmamayı seçti.”
“Çünkü utanıyor. Hata yaptığını düşünüyor. Benim onun sandığı kişi olmadığımı düşünüyor çünkü buna onu ben inandırdım.”
“Neden böyle bir şey yaptın Hasret? Daha doğrusu ne yaptın?”
“Bunu sana anlatmak konusunda emin değildim Levent ama anlatmam gerekiyor. Ama elbette telefonda olmaz. Çok uzun bir mevzu ve gerçekten çok ciddi. Murat’ı da kapsıyor mevzu. Aslında daha çok onu kapsıyor…”
“Neden bahsettiğini bir anlasam…”
“Bahsettiğim şu ben bir şey yapmak zorunda kaldım ve şu an yapmak zorunda kaldığım şeyin pişmanlığı beni yiyip bitiyor anlıyor musun? İlk defa bu kadar kontrolümü kaybetmiş durumdayım. Sanki nefes alamıyormuş gibi hissediyorum. Her şey üzerime üzerime geliyor. En mutlu olmam en mutlu olmamız gereken zamanda lanet olsun her şey mahvoldu.”
“Tamam Hasret sakin ol. Konuşalım. Bana uzun uzun anlat her şeyi. Problem her neyse birlikte halledelim. Çünkü emin ol Murat’ın durumu da çok iyi değil.”
“Yarın müsait misin?”diye sordu Hasret sakin olmaya çalışarak.
“Sabah kahvaltı etmeye ne dersin? Gelir seni evinden alırım.”
“Olabilir. Sabah 9 uygun mu?”
“Fazlasıyla uygun… Yarın sabah görüşürüz o zaman.”
“Görüşürüz Levent.”
Hasret telefonu kapattığında kendisini çok daha iyi hissediyordu. Her şeyi düzeltebilirmiş gibi… “Bir yalanı yaşayamayacağımı bilmeliydim...” dedi kendi kendine. Gözleri dolmuştu. Kendine gelmek için balkona çıkmaya karar verdi.


***


Murat kendine ait olan katta oturuyordu. Elinde bir bardak viski vardı. Oturduğu koltuğun yanındaki sehpada ise bir şişe viski duruyordu. Pikaba koymuş olduğu bir plak çalıyordu ama Murat şarkının sözlerini duymuyor gibiydi. Elindeki bardağı çeviriyordu. Anlamaya çalışıyordu ama başaramıyordu. Kendisine bunları yapmış olan Hasret televizyona çıkıp “Ben Murat Turalı’nın öğrencisiyim. Ömrüm boyunca bu sıfata uygun yaşayacağım.” diyerek ne yapmaya çalışıyordu. Saygı ve sevgi kazanmanın peşinde miydi yoksa gerçekleri mi söylüyordu. Derin bir of çekti. Her şey gayet güzel giderken, yaşamaktan yeniden zevk almaya başlamışken her şey yine yerle bir olmuştu. Birine güvenebileceğine yeniden inandığı anda Hasret onu yarı yolda bırakmıştı. Evet, söz verdiği işi elbette tamamlamıştı ama çıktıkları bu yolda yarı yolda kalmıştı. Ona güvenmişti. Ona değer vermişti. Ona inanmıştı. O ise her şeyi mahvetmişti. Murat’ın ona olan tüm inancını yerle bir etmişti. Ne için? Bilmiyordu. Neden birden böyle olmuştu ya da en başından beri böyleydi de o mu görememişti bilmiyordu. Kendini kullanılmış hissediyordu. Evet, tam olarak böyle hissediyordu. Klasik olarak dendiği gibi kirli bir mendil gibiydi. Bu his onu tüketiyordu. Hasret’in öyle bir insan olma ihtimali ona fazlasıyla acı veriyordu. Oysa o sıradan bir öğrenci olmalıydı. Daha önceki öğrencileri gibi eğitim bittiğinde çekip gidecek bir öğrenci… Minnet duygularını belirtecek ve hayatına devam edecek herhangi biri olmalıydı ama değildi. Hayatında var olmasını her zaman isteyeceğini düşündüğü birisiydi Hasret. Oysa ki Hasret öyle düşünmüyordu. Belki de hiç düşünmemişti. Geçirdikleri tüm zaman boyunca Hasret’in ona rol yapmış olma ihtimali Murat’ın midesini bulandırıyordu. Bu düşünce onun için öylesine tahammül edilemez bir düşünceydi ki… Ama bu düşünceyi kafasından çıkartıp atamıyordu. Kafasından çıkartıp atamadığı o lanet düşünce de onun beynini kemirip duruyordu. Ona fiziki bir acı veriyordu. Bu acıyı dindirmenin bir yolunuysa bulamıyordu. Yoktu. Ancak bir süre uyuşturabilirdi kendisini. İçki bu konuda ona yardım edebilirdi…
goncarda:
5. Kısım (Billur'a teşekkürlerimi iletiyorum)

Hasret Corvette’in ön koltuğunda sessizce oturuyordu. Arabaya bindiğinden beri “Merhaba”dan başka kelime çıkmamıştı ağzından. Levent de üstelememişti. Anlıyordu belli ki halini. “En azından beni anlayan biri olması iyi…” dedi Hasret. Bu anlayışın anlattıklarından sonra da sürüp sürmeyeceğini bilmiyordu elbette. Saçları rüzgarda uçuşurken Hasret kafasını Levent’ten yana çevirdi. Düşünceli görünüyordu. Muhtemelen kendisini bekleyen hikayeyi ve Murat’ı düşünüyordu. Levent her ne kadar vurdumduymaz görünse de yeri geldiğinde çok ciddi biri halini alabiliyordu. Bugün o ciddi konu Murat’tı. Murat ve ona yaptıkları… “Beni anlasın Allah’ım lütfen…” dedi içinden. O sırada Levent arabayı park alanına soktu. Çabucak arabayı park edip motoru durdurdu.
“Hadi bakalım.” dedi Levent neşeli olmaya çalışarak.
Hasret de gülümsemeye çalıştı. Corvette’in kapısını açıp arabadan indi.Arabadaki sessizliğe benzer bir sessizlik içinde ilerlediler. Geldikleri mekan boğazın kıyısında çok şık bir yerdi. Etrafta insanlar neşeyle kahvaltılarını yapıyordu. Bulutsuz bir gündü ve hava sıcak gibiydi. Yazdan bir gün…Garson onlara deniz manzarasına tam olarak takim bir masaya yönlendirdi. Sandalyeleri bile lüks ve rahat olan bu mekan artık Hasret’in alıştığı türden bir yerdi. Kaliteli ahşaptan bir masa. Yine akşaptan ama alt ve sırt kısımlarında kaliteli beyaz kumaşla kaplı minderler bulunan geniş sandalyeler, masanın üzerindeki şık mumlar . Tabii ki sabahın bu saatinde ve böyle aydınlık bir günde hiçbiri yanmıyordu. Garson elindeki menüyü önlerine koydu nazikçe. Hasret isteksizce menüyü masadan aldı ve incelemeye başladı. Hasret boş bakışlarla menüyü süzerken Levent sipariş verme moduna girmişti bile.
“Büyük bardakta portakal suyu ve büyük kahvaltı tabağı lütfen.” dedi. Levent’in sözleri bittiğinde gözler Hasret’e dönmüştü.
“İnce belli bardakta açık çayla ufak bir kahvaltı tabağı alayım.” dedi Hasret çok da istekli olmadan.
Garson başıyla onayladı ve ellerindeki menüleri alıp uzaklaştı. Hasret artık konuşması gerektiğini biliyordu ama nasıl başlayacağını bilmiyordu.
“Kafamda her şey öylece duruyor. Nereden başlayacağımı bilmiyorum. Sen en başından başla diyeceksin ama başı neresi ben onu bile bilmiyorum.” dedi Hasret.
Hasret’in cümlesi son bulduktan iki saniye sonra siparişleri garson tarafından getirildi. Hasret ve Levent de suskunluklarını garson ayrılana kadar sürdürdüler. Hasret masanın üzerindeki şekerlikten iki kesme şeker alıp çaya attı. Kaşığı eline alarak ağır ağır karıştırmaya başladı. O hafif şıngırtı etraftaki sesler içinde kaybolup gitti.
“Bir yerden başlamalısın.” dedi Hasret.
“O zaman senin farkında olduğunu düşündüğüm bir şeyle başlayayım… Murat ve ben… Biliyorsun ki biz sıradan öğretmen ve öğrenci gibi değildik. Çok daha öte bir şey vardı aramızda. Adı konulmamış bir şey. İkimizde farkındaydık ama hiç dile getirmemiştik.”
“Söylediğin şey emin ol fark edilmeyecek gibi değildi.”
“Sanırım bu söylediğinde haklısın. Bizden başka herkes bu durumun derinlemesine farkındaydı. Bizse sadece öyleydik. Sorgulamıyorduk, dile getirmiyorduk. Yaşıyorduk. Sanırım bu birilerinin daha dikkatini çekmiş.” dedi Hasret konuyu nasıl bağlayacağı konusunda kararsız kalarak.
“Kimi kastediyorsun?”diye sordu Levent.
“Saime Hanım’ı…”
“Anlamadım. Saime Hanım’la ne alakası var konunun?”diye sordu Levent. Ses tonundan anlamadığı, şüphesi çok net bir şekilde belli oluyordu.
“Saime Hanım aslında sizin bildiğiniz gibi sıradan bir kahya değildi. Ama bunu fark ettirmemesi gerektiğinin farkındaydı. Bilgi toplamak için girdiği evde dikkat çekmemeli, güven toplamalıydı.”
Levent boş bakışlarıyla Hasret’i süzdü. “Anlamıyorum Hasret. Saime Hanım birilerinin casusuydu mu demek istiyorsun?”
“Birilerinin değil, kendisinin.” dedi Hasret. Levent’in bakışlarını gördü ve devam etti. “Selin’den bana ilk bahseden sendin Levent. İkinci duyduğum kişiyse Saime Hanım oldu.”
“Saime Hanım Selin’i tanıyormuymuş?”
“Tanımaktan da ötesi… Annesiymiş.”
Şok dalgası Levent’in yüzünde hızla yayıldı. Önce rengi sarıya döndü ardından bakışları değişti.
“Neler diyorsun sen?” diyebildi şaşkınlıkla.
“Tek amacı ölen kızının intikamını almaktı. Kızının ölümünden dolayı Murat’ı suçluyordu. Selin’le sanırım sık sık mektuplaşıyorlarmış. Selin ona son zamanlarda ilgisizleşen Murat’tan bahsetmeye başlamış. İlgisizliğinin sebebi…” Hasret sözlerini tamamlayamadan Levent böldü.
“Tabii ki hazırlandığı büyük konserdi. Onun için o konser çok önemliydi. Kariyeri için önemli bir yere sahipti. Selin bunu nasıl anlayamaz anlayamıyorum.” dedi Levent.
“Sanırım onun psikolojik sorunları varmış. Bu sonuca Saime Hanım’ın ağzından duyduğum birkaç cümle sayesinde vardım. Selin’in annesi Saime Hanım ve babası büyük bir aşkla evlenmişler ancak babası zamanla bu evliliğin kendisini tükettiğini fark etmiş olmalı ki Saime Hanım’ı o hiç beklemediği bir anda terk etmiş. Selin o zaman ilkokuldaymış. Bundan etkilenmiş olmalı. Aşkla ve sevgiyle bağlandığı adamın onu bırakmasından korkmuş olmalı. Tıpkı annesinin başına geldiği gibi…”
“Ne diyebilirim bilmiyorum. Ancak hala konuyu nereye bağlayacağını anlamadım.” dedi Levent dürüstçe.
“Saime Hanım o eve intikam almak için gelmişti ve beklediğinden çok farklı bir ortamla karşılaştı. Beni evde ve tabii ki büyük gösteride istemeyen Nesrin Hanım – Murat çekişmesini gördü. Ethem Bey’in vakıf başkanı olması ve Nesrin Hanım’ın yanında yer almasıyla vakıfla Murat arasındaki bağlar koptuğunda Murat’ın bir sponsor arayışına gireceğini biliyordu. Bunun için sahip olduğu bir paravan şirketi kullandı. Gösterimize sponsor olan firma Saime Hanım’a aitti.”
“İntikam almak istediği Murat’ın gösterisine neden sponsor olmuş olabilir ki?” dedi Levent anlamlandıramayarak.
“Tabii ki maddi desteğini çekmekle tehdit etmek için… Gösteriye iki gün kala Saime Hanım hiç beklemediğim bir zamanda karşıma çıktı. Benle konuşmak istediğini söyleyerek beni bir arabaya bindirdi. Bir şoförün kullandığı arabayla konağa geri döndük. Ben konağa girmeyi beklerken o beni konağın hemen yanındaki apartmana yönlendirdi. En üst kata kadar çıktık…”

***
Hasret etrafa dikkatle bakınarak merdivenlerden yukarıya çıkıyordu. Dik merdivenlerden yukarı çıkmak gerçekten zordu. Üstelik neden burada olduklarına anlam veremiyordu.
“Neden buradayız Saime Hanım?” diye sordu.
“Birazdan anlatacağım Hasret.” dedi Saime Hanım soğukkanlılıkla.
Bir kat daha çıktıktan sonra Saime Hanım büyük ahşap kapıyı elindeki anahtarla açtı ve eliyle Hasret’i içeri buyur etti. Hasret tereddüt etse de içeri girdi. Büyük bir eve girmişlerdi.
“Kimin evi burası? Neden buradayız?”diyerek soruları sürdürdü.
“Benim evim Hasret…” dedi Saime.Soğukkanlılığından hiçbir şey yitirmiyordu.
Hasret şaşkınlıkla “Ev mi aldınız?” dedi.
“Evet, tam 6 ay önce.” dedi Saime.
“Bizle çalışmaya başladığınız zaman mı? Peki neden?”
“Hasret anlatacaklarım seni çok şaşırtacak. İstersen otur.”
“Ben anlamıyorum…” dedi Hasret.
“Anlatacağım ama lütfen önce otur.” dedi ve pencere önündeki koltukları işaret etti.
Hasret tedirgin bir şekilde koltuğa oturdu. Artık hareketlerine çok dikkat etmesi gerekmiyordu çünkü öğrendiği görgü kuralları hareketlerine yerleşmişti.
“Seni buraya getirdim çünkü sana anlatacaklarım var. Başta sana kim olduğumu anlatacağım…”
Hasret anlam veremediği sözleri dikkatle dinliyordu. Kimdi bu kadın?
“Selin ismini duydun mu hiç evde?”
“Murat’ın intihar eden kız arkadaşı Selin’i mi?”
Saime ilk kez soğukkanlılığını bir an için kaybetti. Kızı…
“Evet.” dedi yutkunarak. “Ona ne olduğunu biliyorsun yani?”
“Evet Murat ve Levent’ten dinledim…”
“Ben Selin’in annesiyim.” dedi Saime bir çırpıda. Hasret’in bakışları dondu. Sözleri anlamlandırmaya çalıştığı her halinden belli oluyordu. “Evet, evinizde çalışan sıradan kahya kadın değil Selin’in annesiyim. Altı aydır burada olmamın tek sebebi kızımın ölümünden sorumlu Murat’tan intikam almaktı. Bunun için de elime geçen her kozu değerlendirdim tabii ki…”
“Ben anlamıyorum…” dedi Hasret çocuksu bir sesle.
“Murat kızımın ölümüne sebep oldu! İlgisizliğiyle kızımı intihara sürükledi. Babasının annesini terk etmesi yetmezmiş gibi hayatındaki en önemli ikinci erkeğin ona ilgisizleşmesini kaldıramadı Selin. Mektuplarına bile yansımıştı umutsuzluğu… Murat kızımın ölümüne sebep oldu ve hiçbir ceza almadan hiç acı çekmeden hayatına devam etti. Bu onun yanına kalmayacaktı tabii ki.” dedi.
“Büyük bir hata yapıyorsunuz.” dedi Hasret. “Murat acıların en büyüğünü çekti. Gözleri önünde intihar eden sevgilisinin ölümünden hep kendini sorumlu tuttu. Bunca sene bunun acısını çekti. Nasıl bedel ödemediğini düşünürsünüz?”
“Benim ve kızımın çektiği acılar yanında onunkiler ne ki?” dedi Saime hırsla. “Yaptıklarını ödeyecek! Tabii ki tek planım konağa sızmak olmadı. Her açığınızdan yararlandım. Büyük gösteriye sponsor olan firma benim firmam ve yarın sabah sponsorluktan çekiliyoruz!”
“Bunu yapamazsınız!” dedi Hasret telaşla. “Bunu Murat’a yapamazsınız.”
“Yapabilirim ama yapmamamı sağlamak senin elinde.” dedi.
“Nasıl?” diye sordu Hasret.
“O sahneye çıkıp şarkı söyleyerek ve gösteriden sonra Murat’a acımasızca elveda diyerek.” dedi Saime.
“Bu çok saçma!” dedi Hasret.
“Sadece bir seçenek, bir fırsat.” dedi Saime. “Bak Hasret, ben seni gerçekten çok sevdim. Sen o konaktakiler gibi değildin. Üstelik gerçekten çok yeteneklisin ve ünlü olmayı hak ediyorsun. Elindeki fırsatı almak gibi bir niyetim yok. Eğer şartları kabul edersen büyük gösteri gerçekleşir. Murat aylardır uğraştığı projesini nihayete erdirir ve kariyeri darbe almaz. Sense kariyerin için yapılabilinecek en iyi başlangıcı yaparsın. Tek şartım kariyerine ve hayatına Murat’sız devam etmen.”
Hasret hırsla oturuduğu yerden kalktı. “Sevdin beni demek? Sevdin! Sevmek nedir bilmiyorsun sen. Kızını sevmeyi bile bilememişsin belli ki…. Kusura bakma ama böyle sevgi olmaz. Sen sponsor olmuyorsan biz başkasını buluruz. Olmadı ben Ethem Bey’i ikna ederim. İsteklerine boyun eğecek değiliz!” dedi.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 10:08 pm

Bence bu kadar emin olma…” dedi Saime. “Daha söyleyeceklerimi bitirmedim.”
“Daha fazlasını dinlemek istemiyorum!” dedi Hasret.
“Bence otursan iyi olur. Duyacaklarımdan sonra kararların değişecek buna eminim.” dedi kendinden emin bir şekilde. Hasret oturmayıp ona dik dik bakmaya devam edince “Sen bilirsin. Ben konuşacağım.” dedi ve ekledi. “Bu işi güzel güzel halletmek istedim ama sanırım sen illa zorlanmak istiyorsun. Sen bilirsin. O zaman Murat’ın tıpış tıpış hapse girmesine göz yumacaksın demektir.” Sesinde sinsi bir ton vardı.
“Neden bahsediyorsun sen?” dedi Hasret hırsla.
“Sana Murat’ı hapse attırmak için yeterli delillere sahip olduğumu söylüyorum. Sence bir a planım olmamış olabilir mi? Bu sadece b planıydı. Eve girmeden önce her hazırlığım tamamdı. Benim tek istediğim Murat’ı hapse tıkmakla kalmamak ona acı çektirmekti…”
“Yalan söylüyorsun!” dedi Hasret.
“İstediğine inanabilirsin. Elimde Selin’in mektupları var. Hepsi altın değerinde kanıtlar. Bunları bunca yıl kullanmamamın tek sebebi doğru zamanı bekliyor olmamdı. Daha iyi fırsatları yakalamak için bekliyordum. Şimdi bir taşla iki kuş vuracağım. Hem onu hapse attıracak hem de kariyerini yerle bir edeceğim.”
“Yalan söylüyorsun.” diye tekrarladı Hasret. “Acı dolu bir anne elinde fırsat varken asla bunca zaman beklemezdi. Hem ben sahneye çıkınca Murat’ı hapse attırmaktan vazgeçmen için salak olman gerekir. Neden böyle bir şey yapasın ki?”
Saime alaycı bir şekilde gülümsedi. “Duymadın mı? İntikam soğuk yenen bir yemektir. Diğer sözlerine gelince; onu hapse attırmakla parlattığı bir mücevheri yani seni onun elinden almak benim için aynı. Peki ya senin için? Kariyeri mahvolmuş ve hapsolmuş bir Murat mı senden uzak olsa da hayatı devam eden bir Murat mı? Sen seç… Yarına kadar zamanın var.” dedi Saime. “Öğlen olmadan soracağım bu soruyu tekrar Hasret.. Vereceğin karar her şeyi etkileyecek. Bunu bil.” dedi ve ayağı kalktı.
“Sen aşağılık bir kadınsın!” diye bağırdı Hasret.
“Hayır, ben sadece kızının intikamını almaya çalışan bir anneyim.”


***
Levent ne diyeceğini bilemeden bakıyordu Hasret’e.
“Aman Allah’ım!” diye inledi önce. “Sen nelere göğüs germişsin böyle…”
Hasret’in gözleri dolu doluydu. “Artık dayanamıyorum Levent ama Murat’a da gidemem. O kadının gözü hala üzerimde, hissedebiliyorum. Belki Murat’ın kariyeri kurtulmuş olabilir ama…” devam edemedi.
“Bahsettiği mektupları gösterdi mi sana?”
“Hayır… O an aklıma bile gelmedi. Dehşete düşmüştüm. Ne yapacağımı bilemeyecek kadar kaybetmiştim kendimi. Delirmiş gibiydim. Murat’tan vazgeçmekten de vazgeçememekten de deli gibi korkuyordum.”
“Neden bize hiçbir şey anlatmadın?” diye sordu Levent.
“Aklım başımda değil gibiydi. Sağlıklı düşünemiyordum resmen. Saime’nin sunduğu seçenekler arasında sıkışıp kalmıştım.”
“Peki sonra ne yaptın?”


***
Hasret donup kalmıştı. Saime Hanım önden o arkadan konaktan içeri girdiler. Kapı açılır açılmaz Hasret Murat’ın sesini duydu.
“Hasret neredeydin Allah aşkına? Çok merak ettim seni. Aradım, telefonun kapalıydı. Sana bir şey oldu sandım…” dedi Murat telaşla.
Hasret ne diyeceğini bilemez bir şekilde durup Murat’ın suratına boş boş bakarken Saime söze atladı.
“Hasret’in mahallesine uğradık Murat Bey. Kadriye Hanım rahatsızlanmış. Biraz ani oldu. Haber veremedik kusura bakmayın. Orada telefon bulmak bir dert biliyorsunuz. Hasret’in de telefonu yanında değilmiş.”
Hasret Saime’nin bu denli iyi yalan söyleyebilmesinin şaşkınlığını yaşıyordu. Murat Hasret’e öyle mi oldu der gibi bakıyordu. Hasret yalnızca başını sallayabildi.
“Çok yordular Hasret’i orada. Sizden ders aldığını bilmeyen mahalleliden saklanmak zor oldu. İstersen biraz uzan Hasret.” dedi Saime.
Hasret sadece “İyi olur.” diyebildi. Sessizce Murat’ın yanından geçip odasına ilerledi. Kafası patlayacakmış gibi hissediyordu. Öğrendiklerine az önce duyduklarına inanmak istemiyordu. Üstünü bile değiştirmeden kendisini yatağına attı. Yorganı çekiştirdi. Gözleri dolu dolu olmuştu.
“Allah’ım ne yapacağım ben?” diye inledi. “Ne yapacağım bana yardım et.”
O sırada kapının çalındığını duydu. Ardından Murat’ın sesini…
“Hasret iyi misin? Gelebilir miyim?”
Hasret gözlerine dolan yaşları bir çırpıda sildi. Yattığı yerden doğruldu.
“Gelebilirsin.” dedi.
Murat kapıyı hızla açıp içeri girdi. Kapıyı kapatıp Hasret’e yöneldi. Beyaz çarşaflar içinde solgun bir yüzle duran Hasret onu endişelendiriyordu. Yatağın yanına ulaştığında yatağın kenarına ilişti.
“İyi misin?” diye sordu endişeyle.
“İyiyim. Sadece yorgunum.” dedi Hasret normal görünmek için üstün bir çaba harcayarak.
“Solgun görünüyorsun. Doktor çağırmamı ister misin?” Murat o kadar ilgili ve telaşlıydı ki onun bu hali Hasret’i daha da kahrediyordu. Bu adamdan nasıl vazgeçebilirdi?
“Dediğim gibi sadece yorgunum. Uyusam her şey geçer…” dedi.
“Öyle diyorsan… O zaman ben çıkayım sen de uyu. İyice dinlen. Yarın son çalışma günümüz olacak.” dedi gülümseyerek. “İyi geceler…” diye ekledi.
“Sana da…” dedi Hasret. Murat çıkar çıkmaz kafasını yastığa attı. İçi yanıyormuş gibi hissediyordu. Sanki içinde yanan bir fırın, bir volkan varmış gibiydi. Telaş ve korku birleşmiş bir alev olmuş içten içe Hasret’i yakıyorlardı. Ne yapacaktı? Ne yapacaktı? Allah kahretsin ne yapacaktı!
Düşündü. Konuşabileceği kimse yoktu. Kimseye akıl danışamazdı. Kime anlatsa anlardı bir şeyler. Hele Levent… Peki Murat’a nasıl yardım edecekti? Onu nasıl bu çıkmazın içinden çıkartacaktı? Onu parmaklıkların ardında bitap bir halde düşünemiyordu. Müzik onun için her şeydi. Kariyeri için her şeyi göze almıştı. Sağlığından olacak kadar sıkı çalışmıştı bazen. Kendini yetiştirmek için her türlü zorluğa katlanmıştı. Kariyerinden ve özgürlüğünden edemezdi onu. Peki ya nasıl vazgeçecekti Murat’tan? Daha da zoru Murat’ı nasıl ikna edecekti ondan vazgeçtiğine? Ayaklarını karnına doğru çekti. Cenin pozisyonunu aldı. Hayatında daha önce hiç böyle bir duruma düşmemişti. Hiç böyle zor bir karar vermek zorunda kalmamıştı. Ne yapacaktı?

Hasret sabah uyandığında ilk gördüğü kişi Saime Hanım oldu. Hasret “Ne güzel bir gün ama…” diye düşündü ister istemez. Hayatının en zor kararını vermişti dün gece. Yapabileceklerinin sınırını görmüştü. Hayatının en büyük fedakarlığını yapacaktı yarın. Mecburdu…
“Günaydın.” dedi Saime Hanım.
“Size de günaydın Saime Hanım.” dedi Hasret olabildiğince normal. “Dün bana anlattığınız şeyleri düşündüm. Sizin istediğiniz gibi olsun…” dedi sanki sıradan bir şeyden bahsedermiş gibi.
Saime Hanım gülümsedi. “Doğru kararı vereceğini biliyordum Hasret. İstersen kahvaltıya geç. Sofra hazır…” dedi. Hasret de gülümseyip aşina olduğu ama yakında ayrılması gereken evin koridorlarında ilerledi.


***
“Sana bir şey diyeceğim…” dedi Hasret durup dururken.
Murat piyano tuşlarına ve notalara gömdüğü başını kaldırıp Hasret’e baktı. “Dinliyorum…” dedi.
“Dün gece düşündüm de bugün eğitimimin gerçekten son günü. 7 gün 24 saatlik bir eğitim sürecinin sonuna geldiğimize göre benim artık bu evden ayrılmam gerek.” dedi.
“Ben…” Murat ne diyeceğini bilemiyordu. Gafil avlanmıştı. Üstelik Hasret haklıydı ama onu bırakmaya hazır değildi.
“Bu evde kalmaya devam etmem dedikodulara neden olur. Bunu neden daha önce konuşmadık hiç bilmiyorum ama bir eve çıkmalıyım…” dedi.
“Eski mahallene dönmeyi düşünmüyorsun yani…” dedi Murat.
“İstesem de dönemem bundan sonra. Değiştim sen de biliyorsun…” dedi. “Eğitimimin bu son gününde bana bir ev bulmaya ne dersin?” dedi.
“Ben… bilmem ki. Bu çok ani oldu.”
“Eninde sonunda olacaktı. Olması gerek biliyorsun. Hadi kalk dışarı çıkalım. Güzel bir öğle yemeği yer, bir emlakçıya gider ufak bir daire tutarız. Tabii ki benim adıma! İlk paramı kazandığımda sana ısmarladığım yemekle birlikte dairenin kira parasını da öderim sana.”
“Buna gerek yok biliyorsun…” dedi Murat.
“Gerek var, biliyorsun…” dedi Hasret.


***
Akşam olmuştu. Eve döneli daha 15 dakika oluyordu. Bütün gün gezmişler, çok güzel bir manzaraya sahip bir restoranda yemek yemişler ve Hasret’e çok güzel stüdyo bir daire tutmuşlardı. Ev eşyalı olduğundan eşya alışverişi yapmalarına gerek yoktu. Bu da Hasret’in işini kolaylaştırıyordu. Büyük gösteriden sonra Murat onu yeni evine bırakacaktı. O yüzden Hasret çantasını hazırlamaya başlamalıydı çünkü gösteri süresinde buna zamanı olmayacaktı. Hasret bütün gün tüm sorunları bir kenara bırakmıştı ancak şu an tüm o acı geri dönmüştü. İçini kan ağlaması… Bütün gün Murat’a rol yapmak zorunda kalmak… Ona yalan söylemek… En zoru yalan söylemekti. Ona yalan söylemek canını yakıyordu. Bu acıyı hafifletmenin bir yolu olmalıydı. Yerinden kalktı. Dolabını açtı. Gösterinin ilk gününde giyeceği kıyafeti çıkartıp dolabın dışına astı. “Üç gün…” diye mırıldandı Hasret. “Şu an sahip olduğum en değerli şey bu son üç gün…” Dolaptan eşyalarını çıkartıp yatağın üzerine yığmaya başladı. Ne çok eşyası vardı… Buraya iki elbiseyle gelmişti ama en az iki bavulla çıkacak gibi görünüyordu. Gözleri dolmuştu Hasret’in. O ateşi o acıyı yeniden hissetmeye başlamıştı ama buna dayanması gerekiyordu. Belki de bir ömür…
goncarda:
7. kısım
Hasret’in sahnede görünen tek yanı silüetiydi önce. Ardından fonu dolduran müzikle birlikte sesi de doldurdu tüm salonu.
“Bir elmanın yarısı biri sensin biri ben
Bir elmanın yarısı biri sensin biri ben
İki ceylan yavrusu biri sensin biri ben
İki ceylan yavrusu biri sensin biri ben
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Açan her güzel gülün biri sensin biri ben

Açan her güzel gülün biri sensin biri ben
Kafesteki bülbülün biri sensin biri ben
Kafesteki bülbülün biri sensin biri ben
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın”

Salonda oluşan fısıltıları duyabiliyordu Murat. Hayranlığı, merakı… Üstelik Hasret şarkıyı hatasız söylüyordu. Berrak bir sesle, her sese doğru vurguyu yaparak, duygularını da vererek… Hatta neredeyse fazlaca duygulu bir şekilde. Bu duygu salona da yansıyor ve izleyicileri sarıp sarmalıyordu. Sülietinden başka bir şeyini görmedikleri sesinden başka bir şey duymadıkları bu kızı merak ediyordu herkes. Hasret şarkıcısı bitirdiğinde spot ışığı kapandı ve Hasret yine görünmeden kayboldu. Bu herkesi şaşırttı ve bu tepkileri de hissetti Murat. Gösteri devam ediyordu tabii ki ama herkes yüzünü göremedikleri o güzel sesli kızı merak ediyordu. Muratsa onu kapanış gününe kadar saklamakta kararlıydı.

***

Hasret sahnenin arkasında, kuliste duruyordu. İçeri giren, konuşmakta olan insanların seslerini duyuyordu. Perde kapalıydı ama sahneyle ilgili her şey hazırdı. Kendisi de… Makyajından kıyafetine kadar her şey özenle seçilmişti. Bu haliyle çok farklıydı. Çok güzeldi. Güzel olduğunu ilk kez bu kadar derinden hissediyordu. Murat onu gördüğünde “Büyüleyicisin.” demişti. “Beni büyülemeyi başardın. Sırada izleyiciler var. Sıra onları büyülemekte…”
Hasret için hayatının en stresli anlarından biriydi. Üstelik aklının büyük bir yanı hala Murat’la yolları ayırma zorunluluğuna odaklanmış durumdaydı. İçten içe bunun yasını tutuyordu ama belli etmiyordu. Etmemeliydi. Yoksa Murat ona asla inanmazdı. Onu nasıl inandıracaktı? “Birazdan sahneye çıkacaksın Hasret kendine gel!” diye telkin etti kendi kendini. “Sen Hasret Nemutlu, Murat Turalı’nın 6 aydır herkesten gizlediği solistisin. Sahneye çıkacak kendi adına ve Murat Turalı adına yakışacak bir sahne sergileyeceksin. Bunu Murat’a borçlusun. Hiçbir şeyi değilse bile bunu…” gözleri doluyordu ama kendine gelmeliydi. Bu duyguları sahneye yansıtmalıydı. O sırada Murat’ın sesini duydu.
“Hazır mısın?” Murat’ın sesindeki heyecan öylesine belirgindi ki.
“Sanırım…” dedi Hasret gülümsemeye çalışarak.
“Hazırsın biliyorum. Hadi bakalım yaklaş sahne girişine iyice. Birazdan tüm sahne senin olacak.” Murat’ın sesinde aynı zamanda belirgin bir gurur vardı. Hasret’in duruşuyla konuşmasıyla hareketleriyle… Her şeyiyle gurur duyuyordu. Üstelik koskoca salon dolusu insan vardı ve birazdan hepsi Hasret’in sesini duyup hayran kalacaklardı. Murat’a bu yeteneği nasıl keşfettiğine dair bir yığın soru soracaklardı.
“Gösteri bittiğinde beni kuliste bekle olur mu? Senle ilgili sorulara birlikte yanıt vermeliyiz. Kariyerin için planladığımız her şey planımıza göre ilerlemeli. dedi Murat.
Hasret anladım anlamında başını salladı. Murat da neşeyle gülümsedi.
“Ben herkesle birlikte seni izliyor olacağım.” dedi ve Hasret’in elini tuttu. “İyi şanslar.” diyerek uzaklaştı.
Hasret gösterinin son gününde, kapanış solisti olarak 2.kez sahneye çıkacaktı ve spot ışıkları beklenmedik bir anda onu gösterecekti. İlk gün sahneye çıkmıştı ama görünen sadece silüeti olmuştu. O günden beri gazeteler bu gizemli sesi merak ediyordu. Kapanışta Hasret bu kez olduğu gibi sahnede olacaktı. Murat onu buraya ilk getirdiğinde yürüdüğü gibi çizgiyi takip ederek sahneye çıkacak ve Gönül Salıncağı’nı söyleyecekti.
Salonun ışıklarının kapandığını duydu. Yanına biri geldi ve ona sahneye giriş yapacağı yere kadar eşlik etti. Etraf zifiri karanlıktı. Kimse Hasret’i o çizgide yürüyene kadar görmemeliydi. Hiç kimse… Hasret durduklarında olması gereken yerde olduğunu anladı. Teknik ekibe de solistin yerinde olduğu bildirildi. Murat kulaklıktan Hasret’e komut verdi. “Başlıyoruz Hasret. Ağır adımlarla ilerlemeye başla ve unutma dik dur.” dedi gülümseyerek. Gülümsediği sesinden bile anlaşılıyordu. İstemsiz de Hasret de gülümsedi ve ilerlemeye başladı. Onun adımlarıyla spot ışıklarından ilki yandı ve zifiri karanlık içinde Hasret bir pırlanta gibi parlamaya başladı. Hasret ilerleyip ikinci spot ışığı yandığında salondaki hafif fısıltıları duyabiliyordu. Herkes merak ediyordu açılışta şarkı söyleyen solist bu kız mıydı? Kimdi bu kız? Hasret fısıltılara kulağını kapattı. Tek düşündüğü sahneydi. Tıpkı Murat’ın dediği gibi “Bir işi en iyi şekilde yapmanın tek yolu sadece o işi düşünmekti.” Sadece sahneye yürümeyi düşündü Hasret. Ne Murat’ı ne Saime’yi ne ayrılığı ne acıyı sadece sahneyi.


***
Murat büyüleyici bir zarafetle yürüyen Hasret’e hayranlıkla baktı. Hasret merdivenlerin önüne geldiğinde öğrendiği her şeyin hakkını vererek o merdivenlerden yine aynı zarafet ve asaletle çıktı. Sahnedeki yerine ulaştığındaysa sahne tamamıyla ona aitti. Tüm güzelliğiyle… Müzik fondaki yerini alınca Hasret’in dudaklarından dökülmeye başladı sözler.

“Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,he rşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında”


Büyüleyici bir güzellik, büyüleyici bir ses ve büyüleyici bir sahne hakimiyetiyle Hasret tüm izleyicileri ele geçirmişti. Herkes merak ve hayranlıkla onu izliyordu. Muratsa gururla ve mutlulukla doluydu. Hayatının en önemli projelerinden birini gerçekleştirmekten çok Hasret gurur veriyordu ona. Onun bu hali…
goncarda:
8. Kısım
Hasret yeni evinin içinde dört dönüyordu. Birazdan Murat kendisinin bavullarını getirecekti. Ne yapacaktı? Ne diyecekti? Kaç gecedir uyuyamıyor, ona nasıl ‘elveda’ diyebileceğini kuruyordu kafasında. Ama hiçbirini yapabilecek cesareti yoktu. Ona ‘elveda’ diyebilmek için onu kırmalıydı. Onu kırmalıydı… Onu kırmak dünyada isteyeceği son şeyken bunu yapması gerekiyordu. O sırada zil sesi Hasret’e korkuyla beklediği anın geldiğini gösteriyordu. Hasret deli gibi atan kalbi eşliğinde kapıya ilerledi ve otomatiğe bastı. Murat’ın merdivenlerden çıkışını duyabiliyordu. “Çok az kaldı. Bu sonu son görüşüm olacak.” dedi kendi kendine. “Benden nefret edecek. Yanında adımı bile andırmayacak. Benden nefret edecek!” bu ses zihinde yankılanırken Murat kapıyı tıklattı. Artık kalbi sanki durmaya yakınmış gibi hızla atıyordu. Kalbi ağzında atıyordu resmen. Yutkundu. Parmaklarını kapının koluna uzattı. Açmak istemiyordu. Onu görmek istemiyordu. Çünkü biliyordu bu son olacaktı. Onu son kez görmek istemiyordu. “Kendine gel!” dedi kendi kendine. “Bunu onun için yapman gerek. Bu kadar bencil olma!” Kendini toparlamaya çalıştı ve kapıyı açtı. Karşısında neşeyle gülümseyen Murat duruyordu.
“Çok beklettin beni kapıda. Ne o yoksa ünlü kaprislerine şimdiden mi başladın?” dedi Murat şaka yaparak.
“Kusura bakma. Gelmem biraz zaman aldı.” dedi Hasret Murat’ın neşesine inat ciddiyetle. Hasret’in bu ciddiyeti Murat’ı şaşırttı. Elindeki iki bavulla içeri girdi.
“Gazetecilere yakalanmamak için çok çaba harcadım umarım takip etmemişlerdir.” dedi Murat.
“Umarım…” dedi Hasret. Ses tonunda öyle bir ton vardı ki sanki Murat’ın evinde olmasından rahatsızdı.
“Sen iyi misin?” diye sordu Murat. “Biraz değişik davranıyorsun.”
Hasret yutkundu. Murat artık onu o kadar iyi tanıyordu ki… Ona yalan söylemeyi, onu bu yalan inandırmayı nasıl başaracaktı?
“Aramızda dedikodu çıkması ihtimali beni rahatsız ediyor…” dedi aklına gelen ilk şeyi söyleyerek.
“Ne dedikodusu?”
“Aşk dedikodusu tabii ki. Magazincilerin en çok sevdiği şey… Asılsız haberler yapmaya bayılırlar bilirsin.” dedi hızlı hızlı.
Hasret’in sözleri Murat’ı rahatsız etmişti. Hasret sanki aralarındaki o adı konmamış şeye ihanet ediyordu.
“Cihan’ın bu haberlerden rahatsız olmasını mı istemiyorsun?” dedi Murat.
Hasret o an bu bahaneye sarıldı hemen. “Evet, hoş olmaz biliyorsun. İkimiz öğretmen ve öğrenciyiz. Düşüncesi bile hoş değil…” dedi.
Murat başından kaynar sular dökülmüş gibi, karnına bir bıçak saplanmış gibi, kalbinden vurulmuş gibi… Hepsini aynı anda yaşamış gibi olmuştu. Öksürmeye başladı istemsizce.
“Haklısın. Etik değil…” diyebildi.
“Teşekkür ederim bavullarımı getirme zahmetinde bulunduğun için. Ama her şeyden önemlisi beni 6 ay boyunca eğittiğin, gösterinde sahneye çıkarttığın için. Sana çok şey borçluyum.” dedi Hasret.
“Bana hiçbir şey borçlu değilsin…” dedi Murat. Kırılmıştı. Uzun zamandan sonra tekrar kırılmıştı.
“Çok şey borçlu olduğumun farkındayım. Üstümdeki kıyafetler bile senin paranla alınmış kıyafetler. Borçlarımı sana en kısa zamanda ödemeliyim.”
Hasret’in her sözü Murat’ı daha da yaralıyordu.
“Hiçbirini geri ödeyesin diye yapmadım Hasret. Kapanış solistine ihtiyacım vardı o kadar. Sandığın kadar melek değilim.” dedi Murat acıyla.
Murat’ın bu çıkışı Hasret’i gafil avladı. Bir an bocaladı. Ama bu onun beklediği fırsattı.
“Elbette ben de senin tahmin edebileceğin sebeplerle yanındaydım. Karşıma çıkan fırsatları değerlermesini bildim.” dedi geçmişe gönderme yaparak. “Ama bu yine de sana borçlu olduğum gerçeğini değiştirmez.”
Murat nefes alamayacak gibi olmuştu. Duydukları onu şimdiye kadar hiç uğramadığı kadar hayal kırıklığına uğratıyordu. İçi acıyordu. Hasret bunları nasıl söylerdi?
“Her şey için teşekkürler hoca. Sanırım yollarımız burada ayrılıyor…” Hasret bu cümleyi kurmak için kendisiyle amansız bir mücadele vermişti ve sonunda Murat’ı seven ve onu önemseyen yanı kazanmıştı.
“Beni şaşırtıyorsun Hasret.” dedi Murat dürüstlükle. “Hani bu iş bitse de benden uzaklaşamazdın?” içindeki acı bu sözlerle dışarı çıkmıştı.
“Kusura bakma… Cihan seninle daha fazla iletişimde olmamı istemiyor. Ben de onu kaybetmek istemiyorum. Bir seçim yapmam gerekiyordu…”
Murat acıyla gülümsedi. “Sen de onu seçtin. Anlıyorum… O zaman sana hayatta başarılar dilerim Hasret.” dedi Murat.
Murat kapıdan yüzünde o acı dolu ifadeyle çıkıp giderken Hasret koltuğa çöktü ve kapı Murat’ın ardından gürültüyle kapandı. Hasret’in gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlamıştı. “Hayatta insan her şeyi yapabilirmiş derlerdi de inanmazdım…”


***
“Murat’ı sözlerine inandırabilmene çok şaşırdım. Sana aşırı güveniyordu.”
“Bana aşırı güvendiği için benden bu sözleri duyduğu anda yıkıldı zaten. Hiç beklemediği sözlerdi…” dedi Hasret denize bakarak. “Sözlerimin onu nasıl üzdüğünü görmek beni kahrediyordu ama yapmak zorundaydım. Murat için…”
“Saime’nin blöf yapıp yapmadığını bilmeden nasıl yapabildin peki? Neden bizlere anlatmadın?”
“Dedim ya sağlıklı düşünemiyordum. Ondan vazgeçmek zorunda olduğuma kendimi inandırmam öyle çok zaman aldı ki… Ama şimdi anlıyorum ki bu imkansız. Özlem ve suçluluk duygusu beni kemiriyor. Ama en çok özlem… Ben onsuz yapamıyorum Levent. Bunu zaten biliyordum ama bu kadar acı… Çok fazla…” dedi.
“Sen de beni aradın… Peki benden ne yapmamı bekliyorsun Hasret? Murat’a gidip bunları anlatmamı mı?”
“Senden çok daha önemli bir şey istiyorum Levent. En başında istemem gereken şeyi. Saime’nin kanıtlar konusundaki sözlerinin gerçek olup olmadığını öğrenmeni. Gerçekten Murat’ı hapse attırabilir mi bunu öğrenmeni istiyorum. Yoksa ben gerçekten var olmayan bir sebepten mi Murat’ı bu kadar kırdım. Bilmeye hakkım var…”
“Tamam. Ben bunu bir şekilde araştırtacağım. Umarım elinde bahsettiği kanıtlar yoktur.”
“Umarım…” dedi Hasret. Levent’in gözlerine baktı. “Gelip dinlediğin için teşekkürler…” dedi.
“Asıl ben sana benim can dostumu korumak adına bu kadar acıya katlandığın için teşekkür etmeliyim…” dedi Levent acı acı gülümseyerek.
“Acıya katlanan sadece ben değildim… Murat nasıl?”
“Acı içinde… Kendisini eve kapattı. Aldığım haberlere göre ne yiyor ne de uyuyor… Devamlı olarak piyanonun başındaymış. Beste yapmaya çalıştığını düşünüyor Nakiye.”
“Acılar… Acılar beste karışımının en önemli maddesidir. Murat acılarını ilham almak için kullanıyor olmalı…”
“Her neyse…” dedi Levent. “İşlerim var. Ayrıca dediğin şeyi araştırmam gerek. Kalkalım mı?”
“Olur…” dedi Hasret. Önünde neredeyse dolu duran tabağa ve bardağa baktı. Levent o sırada garsonu çağırıp hesabı ödemişti. Birlikte kalktılar…

***
Aradan neredeyse bir hafta geçmişti. Hasret belli aralıklarla Levent’i arıyor, araştırmanın ilerleme durumunu soruyordu. Son iki gündürse Levent’le görüşme imkanı bulamamıştı. Bu onu içten içe kemiriyordu. Levent neden aramıyordu? En sonunda dayanamadı ve telefonu eline alıp Levent’i aradı.
“Kızım sen ne dakik bir şeysin ya.” dedi Levent telefonu açar açmaz.
“Kaç gündür meraktan kıvranıyorum Levent. Bir gelişme var mı?”
“Az önce arkadaşımla konuştum. Seni aramayı düşünüyordum ki sen aradın… Arkadaşım senle buluştuğumuz günden beri Selin’in, ailesinin ve tabii ki bahsi geçen mektupların izini sürüyordu. Sana haberlerim var.”
Hasret heyecandan ölecek gibiydi. “Dinliyorum…” dedi.
“Selin’in annesiyle babası tahmin ettiğin biçimde ayrılmışlar. Saime bu tramvayı kaldıramamış. Zengin bir ailenin mensubu olarak o halde görülmesini istemeyen ailesi onu yurt dışına yollamışlar. Selin’e de bunca yıl boyunca anneannesiyle dedesi bakmış. Zaten biz de sadece onları tanıyorduk… Her neyse Selin annesini doğru dürüst görme şansı bulamamış hiç. Annesi ve babası hakkında konuşmaktan hiç hoşlanmazdı zaten… Annesi onu tek başına bıraktığı için ona kızgınmış. Dolayısıyla annesiyle mektuplaşmaları da söz konusu değil!”

goncarda:
9. Kısım
“Bunca acı boşa mıydı?” dedi Hasret.
“O açıdan düşünme. Bardağa dolu tarafından bak. Daha fazla acı olmayacak.”
Hasret aynı şeyi düşünmüyordu. Murat onu affetmeyecekti. Böyle acınası bir yalana kanmakla çok büyük aptallık etmişti. Murat’a olanları açıklamak için hiçbir şansı yoktu.
“Ne düşündüğünü biliyorum…”
“Nasıl?” diye sordu Hasret.
“Bu bakışın aynısını Murat’ta da görmüştüm. Çaresizlik akıyor bakışlarınızdan. Onun seni affetmeyeceğini düşünüyorsun. Oysa o zaten sana bu özellikleri yakıştıramadı. Hala söylediklerine inanmak için çaba harcıyor. Gerçekleri duyduğunda zihninde açıkları kalan p yap-boz tamamlanacak. Seni anlayacaktır. O da aynısını yapardı çünkü…”
“Bu kadar salakça davranmazdı. Senden yardım isterdi.” dedi Hasret.
“Sen aşık ve çaresiz Murat’ı görmedin.” dedi Levent gülümseyerek.
“Anlaşılan sen beni affedeceğinden çok eminsin. Peki nasıl olacak bu? Benle yüz yüze gelmek bile istemeyecek. Nasıl anlatacağım ki ona gerçekleri?”
“Ah Hasretcim insanlar yazı denen şeyi bulalı yüzyıllar oluyor sen hala ne düşünüyorsun. Tamam haklısın mektup biraz çağ dışı bir iletişim aracı olabilir ama bazen yazmak yüz yüze konuşmaktan iyidir öyle değil mi? Hele böyle durumlarda.”
“Pekala diyelim ki mektup yazdım ve her şeyi anlattım. Murat’ın benden gelecek bir mektubu okuyacağını nereden biliyoruz?”
“Biz bilmiyoruz tatlım. Ben nasıl okutacağımı biliyorum. Gerekirse döve döve okuturum. Sen sadece evine git ve bir mektup yaz. Her şeyi anlat. O arada biz de Saime’yle ilgili kanıtları toplamaya devam edelim. Elbette ki somut kanıtlara ihtiyacımız olacak. Bu kadına karşı atağa geçmemiz gerek öyle değil mi? Yaptıkları yanına kar kalmayacak.”
“Pekala…” dedi Hasret.


***
Hayatında mektup yazmaya ihtiyaç duymamış bir insan olarak bu işi nasıl yapacağı hakkında neredeyse hiçbir fikri yoktu. Yani tamam herhangi birine, bir akrabaya “Nasılsın? Halamlar nasıl?” yazmak kolaydı ama bu öyle bir mektup değildi. Nasıl girecekti mevzuya? “Murat olsa bu soruya ne cevap verirdi?” diye düşündü. “En başından…” Evet.


***
Levent cebindeki mektubu düşünerek köşkten içeri girdi. Murat’ın yanına gittiğinde onu nasıl perişan bir halde bulacağını biliyordu. Yine piyanosunun başında, yine uykusuz ve yine hırçın… Yabancı değildi bu haline ama bu seferki öylesine boş yere olmuştu ki…
“Murat yukarıda değil mi?” diye sordu Nakiye’ye.
“Günlerdir oradan çıkmıyor ki… Orada yine.” dedi Nakiye sitemle. “Bir tabak yemeği zor yediriyoruz. Onu da biraz susalım diye yiyor belli. Sabahtan akşama kadar piyanonun başında. Devamlı çalışıyor. Sanırım yeni bir beste yapıyor. Murat’a noldu anlamıyorum hiç.”
“Düzelecek Nakiye düzelecek. Az kaldı…”
“Ay hadi inşallah.” dedi Nakiye içtenlikle. İkisi tüm bunları konuşurken bir yandan merdivenleri tırmanmışlardı. Murat tahmin ettikleri gibi piyanonun başındaydı. Nota defterine bir şeyler not alıyor gibi görünüyordu.
“Çok çalışkansın bu günlerde hocam.” dedi Levent.
Murat başını çalışma kağıdından kaldırdı ve Levent’e baktı. Ama hiçbir şey söylemedi.
“Çok da suskunsun…” dedi Levent sitemle.
“Sessizliğe ve yalnızlığa ihtiyacım var sadece. Neden geldin Levent?”
“Bende bir emanetin var onu getirdim.” dedi Levent.
“Ne emaneti?” dedi Murat ilgisizce.
“Bir mektup…” Elini ceketinin cebine sokup üzerinde güzel bir el yazısıyla “Murat’a” yazan zarfı çıkarttı.
“Okuduğuna emin olmak için burada olacağım. Çünkü buna söz verdim.” dedi Levent. Ardından elindeki mektubu piyanonun üzerine bıraktı. “Eğer okumazsan elini kolunu bağlar ben okurum bilesin. Zaten içinde bilmediğim bir şey yazmıyor. Mahreminize girmiş de sayılmam…”
Murat Levent’in neden bahsettiğini anlamayarak zarfa uzandı ve zarfın üstündeki el yazısını tanıdı.
“Amacın ne Levent? Neden ona yardım ediyorsun? Hem bana söylemek istediği ne olabilir ki? Yeteri kadarını söyledi zaten…” dedi.
“Demek ki söyleyememiş. Şu zarfı açacak mısın yoksa ben mi açayım?” diye sordu Levent.
“Mektupla her ne istiyorsan onu yap. Okumayı düşünmüyorum…” dedi Murat.
“Sen bilirsin…” diyen Levent mektubu eline aldı ve zarfı açtı. “Sana okurum demiştim!” dedi ve sesli biçimde okumaya başladı.
“Karşında daha sana nasıl hitap etmesi gerektiğine bile karar veremeyen biri var. O biri öylesine acı içinde ki şu an artık bu acıya dayanamayacağına karar verdi. Acısını dindirmenin tek yoluysa bu mektubu yazması…
Yüzümü bile görmek istemediğini bilmiyorum. Hayal kırıklığına uğradığını da… Acı çektiğini de… Bu mektubu yazarken bile içimde okuyacağına dair tam bir inanç yok. Gördüğün anda mektubu yırtacağın bir sahne canlanıyor gözümde. “Benim için öyle biri yok artık.” sözleri yankılanıyor zihnimde ama anlatmalıyım. Okumasan bile anlatmam gerek.
Sana yaptığım her şeyin sarf ettiğim her sözün bir sebebi vardı. Kendime karşı verdiğim bir savaşın sonucunda sarf edildi o sözlerin hepsi. Sadece senin için… ” Levent duraksadı. “Seni tanıyor ha ne dersin?” dedi gülümseyerek.
Murat yerinden kalktı ve mektubu Levent’in elinden aldı. Kendisi okumaya devam etti.
“Neden bahsettiğimi ya da neler saçmaladığımı merak ettiğini biliyorum. Ya da neden sana bir mektup yazdığımı… Mektup fikri tamamen Levent’e aitti. Beni görmek istemeyen birine ulaşmanın en iyi yolu bu ona göre. Benim içinse böyle anlatması daha zor. Suratında beni istemeyen o ifadeyi görmektense böylesi daha iyi…
Selin’i ve yaşadıklarınızı senle yaşadığım süre boyunca az çok öğrenmiştim zaten ama şu an onunla ve ailesiyle ilgili senin bildiğinden çok şey biliyorum. Evinizde kahya olarak çalışan Saime Hanım’ın onun yıllarca görüşmediği annesi olduğunu mesela… Ya da Selin’in annesinin kızının intikamını senden almak istediğini… Ya da bu intikam için beni tehdit ettiğini ve o sözleri söylemeye mecbur bıraktığını. Senden hiçbir zaman vazgeçmedim ben Murat. Seni hiçbir zaman hayatımı kurtarmak için bir fırsat olarak görmedim. Sen zaten tüm varlığında benim için hayatta yakaladığım en büyük fırsattın. Seni bir basamak olarak kullanma sonrasında silip atmak aklımın ucundan bile geçmedi. Ta ki Saime Hanım beni büyük gösterinin gizli finansörü olarak sponsorluktan çekilmekle ve seni kızının ölümünden hapse attırmakla tehdit edene kadar. Tek istediğiyle sadece sana ‘elveda’ dememdi. Gösteriye iki gün kalmıştı… Ben hayatımın en önemli ve en mutlu günlerini yaşıyor olmam gerekirken acı çekiyordum. Sana neşeli görünme çabalarım, bu evi tutturma sebebim, ardından sana ettiğim tüm o sözlerin sebebi buydu. Elindeki mektuplarla seni hapse attırabileceğini söylüyordu bana. Ama ona göre seni hapse attırmak çok da yeterli bir ceza değildi. Senden kıymetli bir şeyi almayı tercih etti. Ona göre o kıymetli şey bendim. Özgürlüğünden bile kıymetli… Kariyerini ve özgürlüğünü senden almaması karşılığında beni alacaktı. Sağlıklı düşünemiyordum. Tüm o duyduğun sözleri sarf ettim. Üstelik hiçbiri gerçek değildi. Tek bir kelimesi bile… Ve ben o günden beri acı içinde kıvranıyorum. Sensizlikten, pişmanlıktan, suçluluktan gün be gün ölüyorum. Tükeniyorum… Daha fazla dayanamayacağımı anladığım zaman Levent’le konuşmak istedim. Ona her şeyi anlatsam bir şeyleri geri döndürmeme yardım edebilir miydi acaba? Seni yeniden görme şansım olur muydu mesela?
Şu an tek istediğim kafandaki Hasret imajını düzeltebilmek. Sana ihanet eden seni kullanan biri olmadığımı gösterebilmek… Diyeceksin ki o zaman neden tüm bunları baştan anlatmadın ya da benim özgürlüğüm ve kariyerim yerine kendi mutluluğunu mu tercih ediyorsun…
Hayır, söyleyemedim. Dedim ya sağlıklı düşünemiyordum ki. İkinci soruya gelince de elbette ki bu sefer iddiaların gerçekliğini araştırmak geldi aklıma.
Şimdi hiçbir şey yapmasan da lütfen kurtulun o kadından. Hayatından, hayatınızdan çıkartın o kadını. Size dair bildiği, öğrendiği ve öğreneceği her şeyi size karşı kullanacak biriyle yaşıyorsunuz.
Bana inanmanı umuyorum…


Hasret.”
goncarda:
10. Kısım

“İnanamıyorum…” dedi Murat. “Ben gerçekten inanamıyorum.”
Murat mektubu okumayı bitirmiş, üstüne bütün olanları bir de Levent’in ağzından dinlemişti. Duyduklarına inanmakta güçlük çekiyordu.
“Üstelik o kadın hala bu evde! Amacı ne bu kadının? Yeterince intikam almamış mı?”Murat bir hınçla yerinden kalktı. Leventse sakinliğini koruyordu.
“Belki de o kadının halen bu evde olması durumundan yararlansak hiç fena olmaz.” dedi. Murat anlamamıştı.
“Ne demek istiyorsun Levent?” dedi.
“Demek istediğim şu ki; bu kadın hala bu evde. Demek ki hala bilgi peşinde. Ona yanlış bilgi vermekse bizim elimizde. Onu istediğini başardığına inandırabilir ve istediğimizi yapabiliriz. Yanılıyor muyum?”
Murat Levent’in sözleri üzerinde düşününce çok mantıklı düşündüğünü fark etti.
“Haklısın ama bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu.
“Henüz bilmiyorum ama zamanımız var. Buluruz bir şeyler.” dedi. “Ama şu an düşünmen gereken çok daha önemli bir şey var ki o da Hasret. Ne yapmayı düşünüyorsun?”
“Bilmiyorum Levent… Sanırım şimdi özür dilemesi gereken kişi benim. Üstelik bunu nasıl yapacağımı da bilmiyorum.”
“Yanına gidip ‘özür dilerim’ desen yeterli olur bence. Uzatmanın gereği yok.” dedi Levent duygusuzca.
“İnsan böyle bir hataya düştüğünde ufacık ‘özür dilerim’lerle affetiremez kendini Levent. İkimiz de hata yapmışız. O sağlıklı düşünememiş benim için en doğru olduğuna inandığı şeyi yapmış bense onun o sözlerine anında kırılarak hata yapmışım. Telafi etmeliyim bunu…” dedi.
“Aslında benim bir fikrim var…” dedi Levent.


***
Saat 5’e geliyordu. Hasret salondaki koltuğa uzanmış, battaniyeye sarılmış uzanıyordu. Gözleri kapalıydı ama uyumuyordu. Sadece uyuyor gibi yapıyordu. Çalan ev telefonuyla irkildi. Yattığı yerden doğruldu ve uzandığı koltuğun hemen yanında duran sehpadan telsiz telefona uzandı.
“Efendim?” dedi uykulu bir sesle.
“Hasret Hanım… Merhaba rahatsız ediyorum kusura bakmayın. Ben Özgün Doğan. Konuşmuştuk daha önce… ---‘tan arıyorum.”
“Hatırladım,evet. Merhaba…” dedi Hasret. Adama bir bahane uydurması gerekecekti.
“Beni az önce Levent Bey aradı program işini kabul ettiğinizi bildirmek için… Öncelikle teşekkürler.” Hasret bir an adamın ne dediğini anlayamadı. Adamsa devam ediyordu. “Muhtemelen size haber vermiştir. Ben size program gününü bildirmek için aradım. Haftaya pazartesi sizin için uygun mudur? Ben Murat Bey’den günle ilgili onayı aldım ama size de sormak istedim…” Hasret kulaklarına inanamıyordu. Murat kabul mü etmişti? Birlikte programa mı çıkacaklardı?
“Hasret Hanım?” dedi adam karşılık alamayınca.
“Özür dilerim… Ben düşünüyordum o gün herhangi bir şey olup olmadığını… Müsaitim. Kaçta kanalda olmamız gerek?”
“Program akşam saat 8’de yayında. Sanırım bir buçuk saat önce burada olsanız yeterli olur. Makyaj işleriniz filan kısa sürede halledilir… Sizi aldırmak için bir araba göndermemizi ister misiniz o akşam?”
“Olabilir…” dedi Hasret ama hala şaşkındı.
“O zaman tamam. Araba sizi altı buçuk gibi alır evinizden. Adresinizi bize bir ara bildirirseniz çok seviniriz…” dedi.
“Tabii…” diyebildi Hasret.
“İyi akşamlar…”
“Size de…”
Hasret telefonu kapattığında şaşkındı. Bu da ne demek oluyordu? Murat mektubunu okumuş muydu acaba? Yoksa olaya tamamen profesyonelce yaklaşarak mı kabul etmişti bu teklifi? Levent’i aramaya karar verdi. Sehpadan cep telefonunu alarak Levent’i aradı.
“Alo Levent…”
“Hasretcim nasılsın? Ben de seni arayacaktım şu program işi için.”
“Kanaldan aradılar. Murat kabul etmiş programı.”
“Benden önce davranmışlar desene.” dedi Levent gülümseyerek. “Murat az önce beni arayıp program işini kabul ettiğini söyledi. Neden kabul ettiğini, amacının ne olduğunu hiç bilmiyorum Hasret. Ama bu iyi bir gelişme olsa gerek…” dedi.
“Levent… Sen Murat’a mektubumu verdin mi?”
“Ah tatlım ya hayır. Yarın vermeyi düşünüyordum.” dedi Levent.
“Anladım...” dedi Hasret. Bu cevabı beklemiyordu. Murat’ın bu program işini onu affettiğini göstermek için kullandığını ummuştu. Yanılmaksa canını yakmıştı.
“Versen mi daha iyi vermesen mi bilmiyorum Levent. Ya mektup kararını kötü etkilerse?” İçinde bir korku filizlenmişti. Murat mektubu okuduğunda programa katılmaktan vazgeçerse onu görme şansını da yitirirdi.
“O zaman program işinden sonra vereyim ne dersin?”
“Olabilir…” dedi Hasret tereddütle.
“Ondan gerçekleri sonsuza kadar gizleyemezsin Hasret. Gizlememelisin…” dedi Levent. “Endişeni anlıyorum. Program yayınından sonra veririm mektubunu tamam mı?” diye ekledi.
“Tamam.” dedi Hasret Levent’e hak vererek.
“O zaman pazartesi akşamı kanalda görüşürüz.” dedi Levent neşeyle.
“Görüşürüz…” dedi Hasret. Program için Levent kadar heyecanlı değildi. Murat’ın program teklifini neden kabul ettiğini anlamıyordu. Onun tanıdığı Murat bu olanlardan sonra o teklifi kabul etmezdi. Amacı neydi? Kendisine seni umursamıyorum artık demek mi istiyordu?
Bunun canını çok acıtacağını düşündü. Mektup konusu da ayrıca zihnini kurcalıyordu. Levent vermeyi nasıl unutmuştu? Hem de yazması için bu kadar ısrar ettikten sonra? Derin bir nefes aldı. Her şey gittikçe garip bir hal alıyordu ve o bu durumun altından nasıl kalkabileceğini bilmiyordu.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 10:14 pm

ÇOK FARKLI SENARYOLAR YAZDIM NOLUR HEPSİNİ OKUYUN NOLUR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 11, 2010 10:17 pm

arkadaşlar biraz ilgisiz olsalar bile gönülçelene değer herkese iyi geceler hepinizi öptüm bb
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
busraa123
Katılımcı Üye
avatar


Kayıt tarihi : 01/05/10

Mesaj Sayısı : 122

Yaş : 22

Teşekkür Sayısı : 136

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 11:45 am

bu senaryolar alinti degil mi? senin yazdigina emin misin? cunku ben bunlari daha once farkli kisilerden okumustum.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

17.Bölüm Senaryosu

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
3 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gönülçelen Dizisi Fan Sitesi :: .:: Gönülçelen Dizisi ::. :: Sanal Senaryo-
Buraya geçin:  

Forum Saati Çarş. Kas. 22, 2017 3:28 am .

Powered by Gönülçelen Fan Sitesi
Copyright ©2010 - 2011

Gönülçelen Dizisi Fan Sitesi©




"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hz.Muhammed (S.A.V).'' 2010 '' www.gonulcelen.forumn.biz '' 2011 ©
Yetkinforum.com | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın