Paylaş | 
 

 17.Bölüm Senaryosu

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
Sayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki
YazarMesaj
krissehrob
Erişilmez Üye

avatar


Kayıt tarihi : 17/04/10

Mesaj Sayısı : 1585

Nerden : Bursa

Yaş : 22

İlgi alanları : Müzik,Sinema,Kitap okumak,dizi.....

Durumunuz : ELa ve ZeynepLe kopuyoruz=)

Teşekkür Sayısı : 1706

Rep Puanı : 26

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 3:51 pm

gayet gzL eLLerini sağLık=)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 7:21 pm

ewet tatlım bazıları alıntı ama ilk olanları ben yazdım sondakileri baska yerlerden düzenledim noluur darıma öptm bb:)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 7:23 pm

---hasretmurat--- demiş ki:

Bence bu kadar emin olma…” dedi Saime. “Daha söyleyeceklerimi bitirmedim.”
“Daha fazlasını dinlemek istemiyorum!” dedi Hasret.
“Bence otursan iyi olur. Duyacaklarımdan sonra kararların değişecek buna eminim.” dedi kendinden emin bir şekilde. Hasret oturmayıp ona dik dik bakmaya devam edince “Sen bilirsin. Ben konuşacağım.” dedi ve ekledi. “Bu işi güzel güzel halletmek istedim ama sanırım sen illa zorlanmak istiyorsun. Sen bilirsin. O zaman Murat’ın tıpış tıpış hapse girmesine göz yumacaksın demektir.” Sesinde sinsi bir ton vardı.
“Neden bahsediyorsun sen?” dedi Hasret hırsla.
“Sana Murat’ı hapse attırmak için yeterli delillere sahip olduğumu söylüyorum. Sence bir a planım olmamış olabilir mi? Bu sadece b planıydı. Eve girmeden önce her hazırlığım tamamdı. Benim tek istediğim Murat’ı hapse tıkmakla kalmamak ona acı çektirmekti…”
“Yalan söylüyorsun!” dedi Hasret.
“İstediğine inanabilirsin. Elimde Selin’in mektupları var. Hepsi altın değerinde kanıtlar. Bunları bunca yıl kullanmamamın tek sebebi doğru zamanı bekliyor olmamdı. Daha iyi fırsatları yakalamak için bekliyordum. Şimdi bir taşla iki kuş vuracağım. Hem onu hapse attıracak hem de kariyerini yerle bir edeceğim.”
“Yalan söylüyorsun.” diye tekrarladı Hasret. “Acı dolu bir anne elinde fırsat varken asla bunca zaman beklemezdi. Hem ben sahneye çıkınca Murat’ı hapse attırmaktan vazgeçmen için salak olman gerekir. Neden böyle bir şey yapasın ki?”
Saime alaycı bir şekilde gülümsedi. “Duymadın mı? İntikam soğuk yenen bir yemektir. Diğer sözlerine gelince; onu hapse attırmakla parlattığı bir mücevheri yani seni onun elinden almak benim için aynı. Peki ya senin için? Kariyeri mahvolmuş ve hapsolmuş bir Murat mı senden uzak olsa da hayatı devam eden bir Murat mı? Sen seç… Yarına kadar zamanın var.” dedi Saime. “Öğlen olmadan soracağım bu soruyu tekrar Hasret.. Vereceğin karar her şeyi etkileyecek. Bunu bil.” dedi ve ayağı kalktı.
“Sen aşağılık bir kadınsın!” diye bağırdı Hasret.
“Hayır, ben sadece kızının intikamını almaya çalışan bir anneyim.”


***
Levent ne diyeceğini bilemeden bakıyordu Hasret’e.
“Aman Allah’ım!” diye inledi önce. “Sen nelere göğüs germişsin böyle…”
Hasret’in gözleri dolu doluydu. “Artık dayanamıyorum Levent ama Murat’a da gidemem. O kadının gözü hala üzerimde, hissedebiliyorum. Belki Murat’ın kariyeri kurtulmuş olabilir ama…” devam edemedi.
“Bahsettiği mektupları gösterdi mi sana?”
“Hayır… O an aklıma bile gelmedi. Dehşete düşmüştüm. Ne yapacağımı bilemeyecek kadar kaybetmiştim kendimi. Delirmiş gibiydim. Murat’tan vazgeçmekten de vazgeçememekten de deli gibi korkuyordum.”
“Neden bize hiçbir şey anlatmadın?” diye sordu Levent.
“Aklım başımda değil gibiydi. Sağlıklı düşünemiyordum resmen. Saime’nin sunduğu seçenekler arasında sıkışıp kalmıştım.”
“Peki sonra ne yaptın?”


***
Hasret donup kalmıştı. Saime Hanım önden o arkadan konaktan içeri girdiler. Kapı açılır açılmaz Hasret Murat’ın sesini duydu.
“Hasret neredeydin Allah aşkına? Çok merak ettim seni. Aradım, telefonun kapalıydı. Sana bir şey oldu sandım…” dedi Murat telaşla.
Hasret ne diyeceğini bilemez bir şekilde durup Murat’ın suratına boş boş bakarken Saime söze atladı.
“Hasret’in mahallesine uğradık Murat Bey. Kadriye Hanım rahatsızlanmış. Biraz ani oldu. Haber veremedik kusura bakmayın. Orada telefon bulmak bir dert biliyorsunuz. Hasret’in de telefonu yanında değilmiş.”
Hasret Saime’nin bu denli iyi yalan söyleyebilmesinin şaşkınlığını yaşıyordu. Murat Hasret’e öyle mi oldu der gibi bakıyordu. Hasret yalnızca başını sallayabildi.
“Çok yordular Hasret’i orada. Sizden ders aldığını bilmeyen mahalleliden saklanmak zor oldu. İstersen biraz uzan Hasret.” dedi Saime.
Hasret sadece “İyi olur.” diyebildi. Sessizce Murat’ın yanından geçip odasına ilerledi. Kafası patlayacakmış gibi hissediyordu. Öğrendiklerine az önce duyduklarına inanmak istemiyordu. Üstünü bile değiştirmeden kendisini yatağına attı. Yorganı çekiştirdi. Gözleri dolu dolu olmuştu.
“Allah’ım ne yapacağım ben?” diye inledi. “Ne yapacağım bana yardım et.”
O sırada kapının çalındığını duydu. Ardından Murat’ın sesini…
“Hasret iyi misin? Gelebilir miyim?”
Hasret gözlerine dolan yaşları bir çırpıda sildi. Yattığı yerden doğruldu.
“Gelebilirsin.” dedi.
Murat kapıyı hızla açıp içeri girdi. Kapıyı kapatıp Hasret’e yöneldi. Beyaz çarşaflar içinde solgun bir yüzle duran Hasret onu endişelendiriyordu. Yatağın yanına ulaştığında yatağın kenarına ilişti.
“İyi misin?” diye sordu endişeyle.
“İyiyim. Sadece yorgunum.” dedi Hasret normal görünmek için üstün bir çaba harcayarak.
“Solgun görünüyorsun. Doktor çağırmamı ister misin?” Murat o kadar ilgili ve telaşlıydı ki onun bu hali Hasret’i daha da kahrediyordu. Bu adamdan nasıl vazgeçebilirdi?
“Dediğim gibi sadece yorgunum. Uyusam her şey geçer…” dedi.
“Öyle diyorsan… O zaman ben çıkayım sen de uyu. İyice dinlen. Yarın son çalışma günümüz olacak.” dedi gülümseyerek. “İyi geceler…” diye ekledi.
“Sana da…” dedi Hasret. Murat çıkar çıkmaz kafasını yastığa attı. İçi yanıyormuş gibi hissediyordu. Sanki içinde yanan bir fırın, bir volkan varmış gibiydi. Telaş ve korku birleşmiş bir alev olmuş içten içe Hasret’i yakıyorlardı. Ne yapacaktı? Ne yapacaktı? Allah kahretsin ne yapacaktı!
Düşündü. Konuşabileceği kimse yoktu. Kimseye akıl danışamazdı. Kime anlatsa anlardı bir şeyler. Hele Levent… Peki Murat’a nasıl yardım edecekti? Onu nasıl bu çıkmazın içinden çıkartacaktı? Onu parmaklıkların ardında bitap bir halde düşünemiyordu. Müzik onun için her şeydi. Kariyeri için her şeyi göze almıştı. Sağlığından olacak kadar sıkı çalışmıştı bazen. Kendini yetiştirmek için her türlü zorluğa katlanmıştı. Kariyerinden ve özgürlüğünden edemezdi onu. Peki ya nasıl vazgeçecekti Murat’tan? Daha da zoru Murat’ı nasıl ikna edecekti ondan vazgeçtiğine? Ayaklarını karnına doğru çekti. Cenin pozisyonunu aldı. Hayatında daha önce hiç böyle bir duruma düşmemişti. Hiç böyle zor bir karar vermek zorunda kalmamıştı. Ne yapacaktı?

Hasret sabah uyandığında ilk gördüğü kişi Saime Hanım oldu. Hasret “Ne güzel bir gün ama…” diye düşündü ister istemez. Hayatının en zor kararını vermişti dün gece. Yapabileceklerinin sınırını görmüştü. Hayatının en büyük fedakarlığını yapacaktı yarın. Mecburdu…
“Günaydın.” dedi Saime Hanım.
“Size de günaydın Saime Hanım.” dedi Hasret olabildiğince normal. “Dün bana anlattığınız şeyleri düşündüm. Sizin istediğiniz gibi olsun…” dedi sanki sıradan bir şeyden bahsedermiş gibi.
Saime Hanım gülümsedi. “Doğru kararı vereceğini biliyordum Hasret. İstersen kahvaltıya geç. Sofra hazır…” dedi. Hasret de gülümseyip aşina olduğu ama yakında ayrılması gereken evin koridorlarında ilerledi.


***
“Sana bir şey diyeceğim…” dedi Hasret durup dururken.
Murat piyano tuşlarına ve notalara gömdüğü başını kaldırıp Hasret’e baktı. “Dinliyorum…” dedi.
“Dün gece düşündüm de bugün eğitimimin gerçekten son günü. 7 gün 24 saatlik bir eğitim sürecinin sonuna geldiğimize göre benim artık bu evden ayrılmam gerek.” dedi.
“Ben…” Murat ne diyeceğini bilemiyordu. Gafil avlanmıştı. Üstelik Hasret haklıydı ama onu bırakmaya hazır değildi.
“Bu evde kalmaya devam etmem dedikodulara neden olur. Bunu neden daha önce konuşmadık hiç bilmiyorum ama bir eve çıkmalıyım…” dedi.
“Eski mahallene dönmeyi düşünmüyorsun yani…” dedi Murat.
“İstesem de dönemem bundan sonra. Değiştim sen de biliyorsun…” dedi. “Eğitimimin bu son gününde bana bir ev bulmaya ne dersin?” dedi.
“Ben… bilmem ki. Bu çok ani oldu.”
“Eninde sonunda olacaktı. Olması gerek biliyorsun. Hadi kalk dışarı çıkalım. Güzel bir öğle yemeği yer, bir emlakçıya gider ufak bir daire tutarız. Tabii ki benim adıma! İlk paramı kazandığımda sana ısmarladığım yemekle birlikte dairenin kira parasını da öderim sana.”
“Buna gerek yok biliyorsun…” dedi Murat.
“Gerek var, biliyorsun…” dedi Hasret.


***
Akşam olmuştu. Eve döneli daha 15 dakika oluyordu. Bütün gün gezmişler, çok güzel bir manzaraya sahip bir restoranda yemek yemişler ve Hasret’e çok güzel stüdyo bir daire tutmuşlardı. Ev eşyalı olduğundan eşya alışverişi yapmalarına gerek yoktu. Bu da Hasret’in işini kolaylaştırıyordu. Büyük gösteriden sonra Murat onu yeni evine bırakacaktı. O yüzden Hasret çantasını hazırlamaya başlamalıydı çünkü gösteri süresinde buna zamanı olmayacaktı. Hasret bütün gün tüm sorunları bir kenara bırakmıştı ancak şu an tüm o acı geri dönmüştü. İçini kan ağlaması… Bütün gün Murat’a rol yapmak zorunda kalmak… Ona yalan söylemek… En zoru yalan söylemekti. Ona yalan söylemek canını yakıyordu. Bu acıyı hafifletmenin bir yolu olmalıydı. Yerinden kalktı. Dolabını açtı. Gösterinin ilk gününde giyeceği kıyafeti çıkartıp dolabın dışına astı. “Üç gün…” diye mırıldandı Hasret. “Şu an sahip olduğum en değerli şey bu son üç gün…” Dolaptan eşyalarını çıkartıp yatağın üzerine yığmaya başladı. Ne çok eşyası vardı… Buraya iki elbiseyle gelmişti ama en az iki bavulla çıkacak gibi görünüyordu. Gözleri dolmuştu Hasret’in. O ateşi o acıyı yeniden hissetmeye başlamıştı ama buna dayanması gerekiyordu. Belki de bir ömür…
goncarda:
7. kısım
Hasret’in sahnede görünen tek yanı silüetiydi önce. Ardından fonu dolduran müzikle birlikte sesi de doldurdu tüm salonu.
“Bir elmanın yarısı biri sensin biri ben
Bir elmanın yarısı biri sensin biri ben
İki ceylan yavrusu biri sensin biri ben
İki ceylan yavrusu biri sensin biri ben
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Açan her güzel gülün biri sensin biri ben

Açan her güzel gülün biri sensin biri ben
Kafesteki bülbülün biri sensin biri ben
Kafesteki bülbülün biri sensin biri ben
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Gel bir dünya kuralım başka kimse olmasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın
Biri kız biri oğlan iki çocuk oynasın”

Salonda oluşan fısıltıları duyabiliyordu Murat. Hayranlığı, merakı… Üstelik Hasret şarkıyı hatasız söylüyordu. Berrak bir sesle, her sese doğru vurguyu yaparak, duygularını da vererek… Hatta neredeyse fazlaca duygulu bir şekilde. Bu duygu salona da yansıyor ve izleyicileri sarıp sarmalıyordu. Sülietinden başka bir şeyini görmedikleri sesinden başka bir şey duymadıkları bu kızı merak ediyordu herkes. Hasret şarkıcısı bitirdiğinde spot ışığı kapandı ve Hasret yine görünmeden kayboldu. Bu herkesi şaşırttı ve bu tepkileri de hissetti Murat. Gösteri devam ediyordu tabii ki ama herkes yüzünü göremedikleri o güzel sesli kızı merak ediyordu. Muratsa onu kapanış gününe kadar saklamakta kararlıydı.

***

Hasret sahnenin arkasında, kuliste duruyordu. İçeri giren, konuşmakta olan insanların seslerini duyuyordu. Perde kapalıydı ama sahneyle ilgili her şey hazırdı. Kendisi de… Makyajından kıyafetine kadar her şey özenle seçilmişti. Bu haliyle çok farklıydı. Çok güzeldi. Güzel olduğunu ilk kez bu kadar derinden hissediyordu. Murat onu gördüğünde “Büyüleyicisin.” demişti. “Beni büyülemeyi başardın. Sırada izleyiciler var. Sıra onları büyülemekte…”
Hasret için hayatının en stresli anlarından biriydi. Üstelik aklının büyük bir yanı hala Murat’la yolları ayırma zorunluluğuna odaklanmış durumdaydı. İçten içe bunun yasını tutuyordu ama belli etmiyordu. Etmemeliydi. Yoksa Murat ona asla inanmazdı. Onu nasıl inandıracaktı? “Birazdan sahneye çıkacaksın Hasret kendine gel!” diye telkin etti kendi kendini. “Sen Hasret Nemutlu, Murat Turalı’nın 6 aydır herkesten gizlediği solistisin. Sahneye çıkacak kendi adına ve Murat Turalı adına yakışacak bir sahne sergileyeceksin. Bunu Murat’a borçlusun. Hiçbir şeyi değilse bile bunu…” gözleri doluyordu ama kendine gelmeliydi. Bu duyguları sahneye yansıtmalıydı. O sırada Murat’ın sesini duydu.
“Hazır mısın?” Murat’ın sesindeki heyecan öylesine belirgindi ki.
“Sanırım…” dedi Hasret gülümsemeye çalışarak.
“Hazırsın biliyorum. Hadi bakalım yaklaş sahne girişine iyice. Birazdan tüm sahne senin olacak.” Murat’ın sesinde aynı zamanda belirgin bir gurur vardı. Hasret’in duruşuyla konuşmasıyla hareketleriyle… Her şeyiyle gurur duyuyordu. Üstelik koskoca salon dolusu insan vardı ve birazdan hepsi Hasret’in sesini duyup hayran kalacaklardı. Murat’a bu yeteneği nasıl keşfettiğine dair bir yığın soru soracaklardı.
“Gösteri bittiğinde beni kuliste bekle olur mu? Senle ilgili sorulara birlikte yanıt vermeliyiz. Kariyerin için planladığımız her şey planımıza göre ilerlemeli. dedi Murat.
Hasret anladım anlamında başını salladı. Murat da neşeyle gülümsedi.
“Ben herkesle birlikte seni izliyor olacağım.” dedi ve Hasret’in elini tuttu. “İyi şanslar.” diyerek uzaklaştı.
Hasret gösterinin son gününde, kapanış solisti olarak 2.kez sahneye çıkacaktı ve spot ışıkları beklenmedik bir anda onu gösterecekti. İlk gün sahneye çıkmıştı ama görünen sadece silüeti olmuştu. O günden beri gazeteler bu gizemli sesi merak ediyordu. Kapanışta Hasret bu kez olduğu gibi sahnede olacaktı. Murat onu buraya ilk getirdiğinde yürüdüğü gibi çizgiyi takip ederek sahneye çıkacak ve Gönül Salıncağı’nı söyleyecekti.
Salonun ışıklarının kapandığını duydu. Yanına biri geldi ve ona sahneye giriş yapacağı yere kadar eşlik etti. Etraf zifiri karanlıktı. Kimse Hasret’i o çizgide yürüyene kadar görmemeliydi. Hiç kimse… Hasret durduklarında olması gereken yerde olduğunu anladı. Teknik ekibe de solistin yerinde olduğu bildirildi. Murat kulaklıktan Hasret’e komut verdi. “Başlıyoruz Hasret. Ağır adımlarla ilerlemeye başla ve unutma dik dur.” dedi gülümseyerek. Gülümsediği sesinden bile anlaşılıyordu. İstemsiz de Hasret de gülümsedi ve ilerlemeye başladı. Onun adımlarıyla spot ışıklarından ilki yandı ve zifiri karanlık içinde Hasret bir pırlanta gibi parlamaya başladı. Hasret ilerleyip ikinci spot ışığı yandığında salondaki hafif fısıltıları duyabiliyordu. Herkes merak ediyordu açılışta şarkı söyleyen solist bu kız mıydı? Kimdi bu kız? Hasret fısıltılara kulağını kapattı. Tek düşündüğü sahneydi. Tıpkı Murat’ın dediği gibi “Bir işi en iyi şekilde yapmanın tek yolu sadece o işi düşünmekti.” Sadece sahneye yürümeyi düşündü Hasret. Ne Murat’ı ne Saime’yi ne ayrılığı ne acıyı sadece sahneyi.


***
Murat büyüleyici bir zarafetle yürüyen Hasret’e hayranlıkla baktı. Hasret merdivenlerin önüne geldiğinde öğrendiği her şeyin hakkını vererek o merdivenlerden yine aynı zarafet ve asaletle çıktı. Sahnedeki yerine ulaştığındaysa sahne tamamıyla ona aitti. Tüm güzelliğiyle… Müzik fondaki yerini alınca Hasret’in dudaklarından dökülmeye başladı sözler.

“Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Yanağım yanağında, dudağım dudağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Salla beni sevgilim gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Aşkında varsa payım söyle neler yapayım
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Sallasana doyayım gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Gözlerimi kapayım derdimi unutayım
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Salla beni uçayım gönül salıncağında
Başım dönsün,her şey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında
Başım dönsün,he rşey dönsün salla beni
Dünyam dönsün gönül salıncağında”


Büyüleyici bir güzellik, büyüleyici bir ses ve büyüleyici bir sahne hakimiyetiyle Hasret tüm izleyicileri ele geçirmişti. Herkes merak ve hayranlıkla onu izliyordu. Muratsa gururla ve mutlulukla doluydu. Hayatının en önemli projelerinden birini gerçekleştirmekten çok Hasret gurur veriyordu ona. Onun bu hali…
goncarda:
8. Kısım
Hasret yeni evinin içinde dört dönüyordu. Birazdan Murat kendisinin bavullarını getirecekti. Ne yapacaktı? Ne diyecekti? Kaç gecedir uyuyamıyor, ona nasıl ‘elveda’ diyebileceğini kuruyordu kafasında. Ama hiçbirini yapabilecek cesareti yoktu. Ona ‘elveda’ diyebilmek için onu kırmalıydı. Onu kırmalıydı… Onu kırmak dünyada isteyeceği son şeyken bunu yapması gerekiyordu. O sırada zil sesi Hasret’e korkuyla beklediği anın geldiğini gösteriyordu. Hasret deli gibi atan kalbi eşliğinde kapıya ilerledi ve otomatiğe bastı. Murat’ın merdivenlerden çıkışını duyabiliyordu. “Çok az kaldı. Bu sonu son görüşüm olacak.” dedi kendi kendine. “Benden nefret edecek. Yanında adımı bile andırmayacak. Benden nefret edecek!” bu ses zihinde yankılanırken Murat kapıyı tıklattı. Artık kalbi sanki durmaya yakınmış gibi hızla atıyordu. Kalbi ağzında atıyordu resmen. Yutkundu. Parmaklarını kapının koluna uzattı. Açmak istemiyordu. Onu görmek istemiyordu. Çünkü biliyordu bu son olacaktı. Onu son kez görmek istemiyordu. “Kendine gel!” dedi kendi kendine. “Bunu onun için yapman gerek. Bu kadar bencil olma!” Kendini toparlamaya çalıştı ve kapıyı açtı. Karşısında neşeyle gülümseyen Murat duruyordu.
“Çok beklettin beni kapıda. Ne o yoksa ünlü kaprislerine şimdiden mi başladın?” dedi Murat şaka yaparak.
“Kusura bakma. Gelmem biraz zaman aldı.” dedi Hasret Murat’ın neşesine inat ciddiyetle. Hasret’in bu ciddiyeti Murat’ı şaşırttı. Elindeki iki bavulla içeri girdi.
“Gazetecilere yakalanmamak için çok çaba harcadım umarım takip etmemişlerdir.” dedi Murat.
“Umarım…” dedi Hasret. Ses tonunda öyle bir ton vardı ki sanki Murat’ın evinde olmasından rahatsızdı.
“Sen iyi misin?” diye sordu Murat. “Biraz değişik davranıyorsun.”
Hasret yutkundu. Murat artık onu o kadar iyi tanıyordu ki… Ona yalan söylemeyi, onu bu yalan inandırmayı nasıl başaracaktı?
“Aramızda dedikodu çıkması ihtimali beni rahatsız ediyor…” dedi aklına gelen ilk şeyi söyleyerek.
“Ne dedikodusu?”
“Aşk dedikodusu tabii ki. Magazincilerin en çok sevdiği şey… Asılsız haberler yapmaya bayılırlar bilirsin.” dedi hızlı hızlı.
Hasret’in sözleri Murat’ı rahatsız etmişti. Hasret sanki aralarındaki o adı konmamış şeye ihanet ediyordu.
“Cihan’ın bu haberlerden rahatsız olmasını mı istemiyorsun?” dedi Murat.
Hasret o an bu bahaneye sarıldı hemen. “Evet, hoş olmaz biliyorsun. İkimiz öğretmen ve öğrenciyiz. Düşüncesi bile hoş değil…” dedi.
Murat başından kaynar sular dökülmüş gibi, karnına bir bıçak saplanmış gibi, kalbinden vurulmuş gibi… Hepsini aynı anda yaşamış gibi olmuştu. Öksürmeye başladı istemsizce.
“Haklısın. Etik değil…” diyebildi.
“Teşekkür ederim bavullarımı getirme zahmetinde bulunduğun için. Ama her şeyden önemlisi beni 6 ay boyunca eğittiğin, gösterinde sahneye çıkarttığın için. Sana çok şey borçluyum.” dedi Hasret.
“Bana hiçbir şey borçlu değilsin…” dedi Murat. Kırılmıştı. Uzun zamandan sonra tekrar kırılmıştı.
“Çok şey borçlu olduğumun farkındayım. Üstümdeki kıyafetler bile senin paranla alınmış kıyafetler. Borçlarımı sana en kısa zamanda ödemeliyim.”
Hasret’in her sözü Murat’ı daha da yaralıyordu.
“Hiçbirini geri ödeyesin diye yapmadım Hasret. Kapanış solistine ihtiyacım vardı o kadar. Sandığın kadar melek değilim.” dedi Murat acıyla.
Murat’ın bu çıkışı Hasret’i gafil avladı. Bir an bocaladı. Ama bu onun beklediği fırsattı.
“Elbette ben de senin tahmin edebileceğin sebeplerle yanındaydım. Karşıma çıkan fırsatları değerlermesini bildim.” dedi geçmişe gönderme yaparak. “Ama bu yine de sana borçlu olduğum gerçeğini değiştirmez.”
Murat nefes alamayacak gibi olmuştu. Duydukları onu şimdiye kadar hiç uğramadığı kadar hayal kırıklığına uğratıyordu. İçi acıyordu. Hasret bunları nasıl söylerdi?
“Her şey için teşekkürler hoca. Sanırım yollarımız burada ayrılıyor…” Hasret bu cümleyi kurmak için kendisiyle amansız bir mücadele vermişti ve sonunda Murat’ı seven ve onu önemseyen yanı kazanmıştı.
“Beni şaşırtıyorsun Hasret.” dedi Murat dürüstlükle. “Hani bu iş bitse de benden uzaklaşamazdın?” içindeki acı bu sözlerle dışarı çıkmıştı.
“Kusura bakma… Cihan seninle daha fazla iletişimde olmamı istemiyor. Ben de onu kaybetmek istemiyorum. Bir seçim yapmam gerekiyordu…”
Murat acıyla gülümsedi. “Sen de onu seçtin. Anlıyorum… O zaman sana hayatta başarılar dilerim Hasret.” dedi Murat.
Murat kapıdan yüzünde o acı dolu ifadeyle çıkıp giderken Hasret koltuğa çöktü ve kapı Murat’ın ardından gürültüyle kapandı. Hasret’in gözyaşları yanaklarından süzülmeye başlamıştı. “Hayatta insan her şeyi yapabilirmiş derlerdi de inanmazdım…”


***
“Murat’ı sözlerine inandırabilmene çok şaşırdım. Sana aşırı güveniyordu.”
“Bana aşırı güvendiği için benden bu sözleri duyduğu anda yıkıldı zaten. Hiç beklemediği sözlerdi…” dedi Hasret denize bakarak. “Sözlerimin onu nasıl üzdüğünü görmek beni kahrediyordu ama yapmak zorundaydım. Murat için…”
“Saime’nin blöf yapıp yapmadığını bilmeden nasıl yapabildin peki? Neden bizlere anlatmadın?”
“Dedim ya sağlıklı düşünemiyordum. Ondan vazgeçmek zorunda olduğuma kendimi inandırmam öyle çok zaman aldı ki… Ama şimdi anlıyorum ki bu imkansız. Özlem ve suçluluk duygusu beni kemiriyor. Ama en çok özlem… Ben onsuz yapamıyorum Levent. Bunu zaten biliyordum ama bu kadar acı… Çok fazla…” dedi.
“Sen de beni aradın… Peki benden ne yapmamı bekliyorsun Hasret? Murat’a gidip bunları anlatmamı mı?”
“Senden çok daha önemli bir şey istiyorum Levent. En başında istemem gereken şeyi. Saime’nin kanıtlar konusundaki sözlerinin gerçek olup olmadığını öğrenmeni. Gerçekten Murat’ı hapse attırabilir mi bunu öğrenmeni istiyorum. Yoksa ben gerçekten var olmayan bir sebepten mi Murat’ı bu kadar kırdım. Bilmeye hakkım var…”
“Tamam. Ben bunu bir şekilde araştırtacağım. Umarım elinde bahsettiği kanıtlar yoktur.”
“Umarım…” dedi Hasret. Levent’in gözlerine baktı. “Gelip dinlediğin için teşekkürler…” dedi.
“Asıl ben sana benim can dostumu korumak adına bu kadar acıya katlandığın için teşekkür etmeliyim…” dedi Levent acı acı gülümseyerek.
“Acıya katlanan sadece ben değildim… Murat nasıl?”
“Acı içinde… Kendisini eve kapattı. Aldığım haberlere göre ne yiyor ne de uyuyor… Devamlı olarak piyanonun başındaymış. Beste yapmaya çalıştığını düşünüyor Nakiye.”
“Acılar… Acılar beste karışımının en önemli maddesidir. Murat acılarını ilham almak için kullanıyor olmalı…”
“Her neyse…” dedi Levent. “İşlerim var. Ayrıca dediğin şeyi araştırmam gerek. Kalkalım mı?”
“Olur…” dedi Hasret. Önünde neredeyse dolu duran tabağa ve bardağa baktı. Levent o sırada garsonu çağırıp hesabı ödemişti. Birlikte kalktılar…

***
Aradan neredeyse bir hafta geçmişti. Hasret belli aralıklarla Levent’i arıyor, araştırmanın ilerleme durumunu soruyordu. Son iki gündürse Levent’le görüşme imkanı bulamamıştı. Bu onu içten içe kemiriyordu. Levent neden aramıyordu? En sonunda dayanamadı ve telefonu eline alıp Levent’i aradı.
“Kızım sen ne dakik bir şeysin ya.” dedi Levent telefonu açar açmaz.
“Kaç gündür meraktan kıvranıyorum Levent. Bir gelişme var mı?”
“Az önce arkadaşımla konuştum. Seni aramayı düşünüyordum ki sen aradın… Arkadaşım senle buluştuğumuz günden beri Selin’in, ailesinin ve tabii ki bahsi geçen mektupların izini sürüyordu. Sana haberlerim var.”
Hasret heyecandan ölecek gibiydi. “Dinliyorum…” dedi.
“Selin’in annesiyle babası tahmin ettiğin biçimde ayrılmışlar. Saime bu tramvayı kaldıramamış. Zengin bir ailenin mensubu olarak o halde görülmesini istemeyen ailesi onu yurt dışına yollamışlar. Selin’e de bunca yıl boyunca anneannesiyle dedesi bakmış. Zaten biz de sadece onları tanıyorduk… Her neyse Selin annesini doğru dürüst görme şansı bulamamış hiç. Annesi ve babası hakkında konuşmaktan hiç hoşlanmazdı zaten… Annesi onu tek başına bıraktığı için ona kızgınmış. Dolayısıyla annesiyle mektuplaşmaları da söz konusu değil!”

goncarda:
9. Kısım
“Bunca acı boşa mıydı?” dedi Hasret.
“O açıdan düşünme. Bardağa dolu tarafından bak. Daha fazla acı olmayacak.”
Hasret aynı şeyi düşünmüyordu. Murat onu affetmeyecekti. Böyle acınası bir yalana kanmakla çok büyük aptallık etmişti. Murat’a olanları açıklamak için hiçbir şansı yoktu.
“Ne düşündüğünü biliyorum…”
“Nasıl?” diye sordu Hasret.
“Bu bakışın aynısını Murat’ta da görmüştüm. Çaresizlik akıyor bakışlarınızdan. Onun seni affetmeyeceğini düşünüyorsun. Oysa o zaten sana bu özellikleri yakıştıramadı. Hala söylediklerine inanmak için çaba harcıyor. Gerçekleri duyduğunda zihninde açıkları kalan p yap-boz tamamlanacak. Seni anlayacaktır. O da aynısını yapardı çünkü…”
“Bu kadar salakça davranmazdı. Senden yardım isterdi.” dedi Hasret.
“Sen aşık ve çaresiz Murat’ı görmedin.” dedi Levent gülümseyerek.
“Anlaşılan sen beni affedeceğinden çok eminsin. Peki nasıl olacak bu? Benle yüz yüze gelmek bile istemeyecek. Nasıl anlatacağım ki ona gerçekleri?”
“Ah Hasretcim insanlar yazı denen şeyi bulalı yüzyıllar oluyor sen hala ne düşünüyorsun. Tamam haklısın mektup biraz çağ dışı bir iletişim aracı olabilir ama bazen yazmak yüz yüze konuşmaktan iyidir öyle değil mi? Hele böyle durumlarda.”
“Pekala diyelim ki mektup yazdım ve her şeyi anlattım. Murat’ın benden gelecek bir mektubu okuyacağını nereden biliyoruz?”
“Biz bilmiyoruz tatlım. Ben nasıl okutacağımı biliyorum. Gerekirse döve döve okuturum. Sen sadece evine git ve bir mektup yaz. Her şeyi anlat. O arada biz de Saime’yle ilgili kanıtları toplamaya devam edelim. Elbette ki somut kanıtlara ihtiyacımız olacak. Bu kadına karşı atağa geçmemiz gerek öyle değil mi? Yaptıkları yanına kar kalmayacak.”
“Pekala…” dedi Hasret.


***
Hayatında mektup yazmaya ihtiyaç duymamış bir insan olarak bu işi nasıl yapacağı hakkında neredeyse hiçbir fikri yoktu. Yani tamam herhangi birine, bir akrabaya “Nasılsın? Halamlar nasıl?” yazmak kolaydı ama bu öyle bir mektup değildi. Nasıl girecekti mevzuya? “Murat olsa bu soruya ne cevap verirdi?” diye düşündü. “En başından…” Evet.


***
Levent cebindeki mektubu düşünerek köşkten içeri girdi. Murat’ın yanına gittiğinde onu nasıl perişan bir halde bulacağını biliyordu. Yine piyanosunun başında, yine uykusuz ve yine hırçın… Yabancı değildi bu haline ama bu seferki öylesine boş yere olmuştu ki…
“Murat yukarıda değil mi?” diye sordu Nakiye’ye.
“Günlerdir oradan çıkmıyor ki… Orada yine.” dedi Nakiye sitemle. “Bir tabak yemeği zor yediriyoruz. Onu da biraz susalım diye yiyor belli. Sabahtan akşama kadar piyanonun başında. Devamlı çalışıyor. Sanırım yeni bir beste yapıyor. Murat’a noldu anlamıyorum hiç.”
“Düzelecek Nakiye düzelecek. Az kaldı…”
“Ay hadi inşallah.” dedi Nakiye içtenlikle. İkisi tüm bunları konuşurken bir yandan merdivenleri tırmanmışlardı. Murat tahmin ettikleri gibi piyanonun başındaydı. Nota defterine bir şeyler not alıyor gibi görünüyordu.
“Çok çalışkansın bu günlerde hocam.” dedi Levent.
Murat başını çalışma kağıdından kaldırdı ve Levent’e baktı. Ama hiçbir şey söylemedi.
“Çok da suskunsun…” dedi Levent sitemle.
“Sessizliğe ve yalnızlığa ihtiyacım var sadece. Neden geldin Levent?”
“Bende bir emanetin var onu getirdim.” dedi Levent.
“Ne emaneti?” dedi Murat ilgisizce.
“Bir mektup…” Elini ceketinin cebine sokup üzerinde güzel bir el yazısıyla “Murat’a” yazan zarfı çıkarttı.
“Okuduğuna emin olmak için burada olacağım. Çünkü buna söz verdim.” dedi Levent. Ardından elindeki mektubu piyanonun üzerine bıraktı. “Eğer okumazsan elini kolunu bağlar ben okurum bilesin. Zaten içinde bilmediğim bir şey yazmıyor. Mahreminize girmiş de sayılmam…”
Murat Levent’in neden bahsettiğini anlamayarak zarfa uzandı ve zarfın üstündeki el yazısını tanıdı.
“Amacın ne Levent? Neden ona yardım ediyorsun? Hem bana söylemek istediği ne olabilir ki? Yeteri kadarını söyledi zaten…” dedi.
“Demek ki söyleyememiş. Şu zarfı açacak mısın yoksa ben mi açayım?” diye sordu Levent.
“Mektupla her ne istiyorsan onu yap. Okumayı düşünmüyorum…” dedi Murat.
“Sen bilirsin…” diyen Levent mektubu eline aldı ve zarfı açtı. “Sana okurum demiştim!” dedi ve sesli biçimde okumaya başladı.
“Karşında daha sana nasıl hitap etmesi gerektiğine bile karar veremeyen biri var. O biri öylesine acı içinde ki şu an artık bu acıya dayanamayacağına karar verdi. Acısını dindirmenin tek yoluysa bu mektubu yazması…
Yüzümü bile görmek istemediğini bilmiyorum. Hayal kırıklığına uğradığını da… Acı çektiğini de… Bu mektubu yazarken bile içimde okuyacağına dair tam bir inanç yok. Gördüğün anda mektubu yırtacağın bir sahne canlanıyor gözümde. “Benim için öyle biri yok artık.” sözleri yankılanıyor zihnimde ama anlatmalıyım. Okumasan bile anlatmam gerek.
Sana yaptığım her şeyin sarf ettiğim her sözün bir sebebi vardı. Kendime karşı verdiğim bir savaşın sonucunda sarf edildi o sözlerin hepsi. Sadece senin için… ” Levent duraksadı. “Seni tanıyor ha ne dersin?” dedi gülümseyerek.
Murat yerinden kalktı ve mektubu Levent’in elinden aldı. Kendisi okumaya devam etti.
“Neden bahsettiğimi ya da neler saçmaladığımı merak ettiğini biliyorum. Ya da neden sana bir mektup yazdığımı… Mektup fikri tamamen Levent’e aitti. Beni görmek istemeyen birine ulaşmanın en iyi yolu bu ona göre. Benim içinse böyle anlatması daha zor. Suratında beni istemeyen o ifadeyi görmektense böylesi daha iyi…
Selin’i ve yaşadıklarınızı senle yaşadığım süre boyunca az çok öğrenmiştim zaten ama şu an onunla ve ailesiyle ilgili senin bildiğinden çok şey biliyorum. Evinizde kahya olarak çalışan Saime Hanım’ın onun yıllarca görüşmediği annesi olduğunu mesela… Ya da Selin’in annesinin kızının intikamını senden almak istediğini… Ya da bu intikam için beni tehdit ettiğini ve o sözleri söylemeye mecbur bıraktığını. Senden hiçbir zaman vazgeçmedim ben Murat. Seni hiçbir zaman hayatımı kurtarmak için bir fırsat olarak görmedim. Sen zaten tüm varlığında benim için hayatta yakaladığım en büyük fırsattın. Seni bir basamak olarak kullanma sonrasında silip atmak aklımın ucundan bile geçmedi. Ta ki Saime Hanım beni büyük gösterinin gizli finansörü olarak sponsorluktan çekilmekle ve seni kızının ölümünden hapse attırmakla tehdit edene kadar. Tek istediğiyle sadece sana ‘elveda’ dememdi. Gösteriye iki gün kalmıştı… Ben hayatımın en önemli ve en mutlu günlerini yaşıyor olmam gerekirken acı çekiyordum. Sana neşeli görünme çabalarım, bu evi tutturma sebebim, ardından sana ettiğim tüm o sözlerin sebebi buydu. Elindeki mektuplarla seni hapse attırabileceğini söylüyordu bana. Ama ona göre seni hapse attırmak çok da yeterli bir ceza değildi. Senden kıymetli bir şeyi almayı tercih etti. Ona göre o kıymetli şey bendim. Özgürlüğünden bile kıymetli… Kariyerini ve özgürlüğünü senden almaması karşılığında beni alacaktı. Sağlıklı düşünemiyordum. Tüm o duyduğun sözleri sarf ettim. Üstelik hiçbiri gerçek değildi. Tek bir kelimesi bile… Ve ben o günden beri acı içinde kıvranıyorum. Sensizlikten, pişmanlıktan, suçluluktan gün be gün ölüyorum. Tükeniyorum… Daha fazla dayanamayacağımı anladığım zaman Levent’le konuşmak istedim. Ona her şeyi anlatsam bir şeyleri geri döndürmeme yardım edebilir miydi acaba? Seni yeniden görme şansım olur muydu mesela?
Şu an tek istediğim kafandaki Hasret imajını düzeltebilmek. Sana ihanet eden seni kullanan biri olmadığımı gösterebilmek… Diyeceksin ki o zaman neden tüm bunları baştan anlatmadın ya da benim özgürlüğüm ve kariyerim yerine kendi mutluluğunu mu tercih ediyorsun…
Hayır, söyleyemedim. Dedim ya sağlıklı düşünemiyordum ki. İkinci soruya gelince de elbette ki bu sefer iddiaların gerçekliğini araştırmak geldi aklıma.
Şimdi hiçbir şey yapmasan da lütfen kurtulun o kadından. Hayatından, hayatınızdan çıkartın o kadını. Size dair bildiği, öğrendiği ve öğreneceği her şeyi size karşı kullanacak biriyle yaşıyorsunuz.
Bana inanmanı umuyorum…


Hasret.”
goncarda:
10. Kısım

“İnanamıyorum…” dedi Murat. “Ben gerçekten inanamıyorum.”
Murat mektubu okumayı bitirmiş, üstüne bütün olanları bir de Levent’in ağzından dinlemişti. Duyduklarına inanmakta güçlük çekiyordu.
“Üstelik o kadın hala bu evde! Amacı ne bu kadının? Yeterince intikam almamış mı?”Murat bir hınçla yerinden kalktı. Leventse sakinliğini koruyordu.
“Belki de o kadının halen bu evde olması durumundan yararlansak hiç fena olmaz.” dedi. Murat anlamamıştı.
“Ne demek istiyorsun Levent?” dedi.
“Demek istediğim şu ki; bu kadın hala bu evde. Demek ki hala bilgi peşinde. Ona yanlış bilgi vermekse bizim elimizde. Onu istediğini başardığına inandırabilir ve istediğimizi yapabiliriz. Yanılıyor muyum?”
Murat Levent’in sözleri üzerinde düşününce çok mantıklı düşündüğünü fark etti.
“Haklısın ama bunu nasıl yapmayı düşünüyorsun?” diye sordu.
“Henüz bilmiyorum ama zamanımız var. Buluruz bir şeyler.” dedi. “Ama şu an düşünmen gereken çok daha önemli bir şey var ki o da Hasret. Ne yapmayı düşünüyorsun?”
“Bilmiyorum Levent… Sanırım şimdi özür dilemesi gereken kişi benim. Üstelik bunu nasıl yapacağımı da bilmiyorum.”
“Yanına gidip ‘özür dilerim’ desen yeterli olur bence. Uzatmanın gereği yok.” dedi Levent duygusuzca.
“İnsan böyle bir hataya düştüğünde ufacık ‘özür dilerim’lerle affetiremez kendini Levent. İkimiz de hata yapmışız. O sağlıklı düşünememiş benim için en doğru olduğuna inandığı şeyi yapmış bense onun o sözlerine anında kırılarak hata yapmışım. Telafi etmeliyim bunu…” dedi.
“Aslında benim bir fikrim var…” dedi Levent.


***
Saat 5’e geliyordu. Hasret salondaki koltuğa uzanmış, battaniyeye sarılmış uzanıyordu. Gözleri kapalıydı ama uyumuyordu. Sadece uyuyor gibi yapıyordu. Çalan ev telefonuyla irkildi. Yattığı yerden doğruldu ve uzandığı koltuğun hemen yanında duran sehpadan telsiz telefona uzandı.
“Efendim?” dedi uykulu bir sesle.
“Hasret Hanım… Merhaba rahatsız ediyorum kusura bakmayın. Ben Özgün Doğan. Konuşmuştuk daha önce… ---‘tan arıyorum.”
“Hatırladım,evet. Merhaba…” dedi Hasret. Adama bir bahane uydurması gerekecekti.
“Beni az önce Levent Bey aradı program işini kabul ettiğinizi bildirmek için… Öncelikle teşekkürler.” Hasret bir an adamın ne dediğini anlayamadı. Adamsa devam ediyordu. “Muhtemelen size haber vermiştir. Ben size program gününü bildirmek için aradım. Haftaya pazartesi sizin için uygun mudur? Ben Murat Bey’den günle ilgili onayı aldım ama size de sormak istedim…” Hasret kulaklarına inanamıyordu. Murat kabul mü etmişti? Birlikte programa mı çıkacaklardı?
“Hasret Hanım?” dedi adam karşılık alamayınca.
“Özür dilerim… Ben düşünüyordum o gün herhangi bir şey olup olmadığını… Müsaitim. Kaçta kanalda olmamız gerek?”
“Program akşam saat 8’de yayında. Sanırım bir buçuk saat önce burada olsanız yeterli olur. Makyaj işleriniz filan kısa sürede halledilir… Sizi aldırmak için bir araba göndermemizi ister misiniz o akşam?”
“Olabilir…” dedi Hasret ama hala şaşkındı.
“O zaman tamam. Araba sizi altı buçuk gibi alır evinizden. Adresinizi bize bir ara bildirirseniz çok seviniriz…” dedi.
“Tabii…” diyebildi Hasret.
“İyi akşamlar…”
“Size de…”
Hasret telefonu kapattığında şaşkındı. Bu da ne demek oluyordu? Murat mektubunu okumuş muydu acaba? Yoksa olaya tamamen profesyonelce yaklaşarak mı kabul etmişti bu teklifi? Levent’i aramaya karar verdi. Sehpadan cep telefonunu alarak Levent’i aradı.
“Alo Levent…”
“Hasretcim nasılsın? Ben de seni arayacaktım şu program işi için.”
“Kanaldan aradılar. Murat kabul etmiş programı.”
“Benden önce davranmışlar desene.” dedi Levent gülümseyerek. “Murat az önce beni arayıp program işini kabul ettiğini söyledi. Neden kabul ettiğini, amacının ne olduğunu hiç bilmiyorum Hasret. Ama bu iyi bir gelişme olsa gerek…” dedi.
“Levent… Sen Murat’a mektubumu verdin mi?”
“Ah tatlım ya hayır. Yarın vermeyi düşünüyordum.” dedi Levent.
“Anladım...” dedi Hasret. Bu cevabı beklemiyordu. Murat’ın bu program işini onu affettiğini göstermek için kullandığını ummuştu. Yanılmaksa canını yakmıştı.
“Versen mi daha iyi vermesen mi bilmiyorum Levent. Ya mektup kararını kötü etkilerse?” İçinde bir korku filizlenmişti. Murat mektubu okuduğunda programa katılmaktan vazgeçerse onu görme şansını da yitirirdi.
“O zaman program işinden sonra vereyim ne dersin?”
“Olabilir…” dedi Hasret tereddütle.
“Ondan gerçekleri sonsuza kadar gizleyemezsin Hasret. Gizlememelisin…” dedi Levent. “Endişeni anlıyorum. Program yayınından sonra veririm mektubunu tamam mı?” diye ekledi.
“Tamam.” dedi Hasret Levent’e hak vererek.
“O zaman pazartesi akşamı kanalda görüşürüz.” dedi Levent neşeyle.
“Görüşürüz…” dedi Hasret. Program için Levent kadar heyecanlı değildi. Murat’ın program teklifini neden kabul ettiğini anlamıyordu. Onun tanıdığı Murat bu olanlardan sonra o teklifi kabul etmezdi. Amacı neydi? Kendisine seni umursamıyorum artık demek mi istiyordu?
Bunun canını çok acıtacağını düşündü. Mektup konusu da ayrıca zihnini kurcalıyordu. Levent vermeyi nasıl unutmuştu? Hem de yazması için bu kadar ısrar ettikten sonra? Derin bir nefes aldı. Her şey gittikçe garip bir hal alıyordu ve o bu durumun altından nasıl kalkabileceğini bilmiyordu.
ALINTIDIR
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 9:22 pm

ewet ama ilk baştakileri ben yazdım bide sondakini gönülçelene değmez mi ama
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Ptsi Tem. 12, 2010 9:25 pm

krissehrob sanada tesekkür ederim beğenmene sewindim öptm bb:)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
busraa123
Katılımcı Üye
avatar


Kayıt tarihi : 01/05/10

Mesaj Sayısı : 122

Yaş : 22

Teşekkür Sayısı : 136

Rep Puanı : 4

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 13, 2010 10:00 am

tmm cnm onemli degil zaten hepsi guzel senaryo Gülümseme
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
krissehrob
Erişilmez Üye

avatar


Kayıt tarihi : 17/04/10

Mesaj Sayısı : 1585

Nerden : Bursa

Yaş : 22

İlgi alanları : Müzik,Sinema,Kitap okumak,dizi.....

Durumunuz : ELa ve ZeynepLe kopuyoruz=)

Teşekkür Sayısı : 1706

Rep Puanı : 26

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 13, 2010 11:20 am

---hasretmurat--- demiş ki:
krissehrob sanada tesekkür ederim beğenmene sewindim öptm bb:)

bnde seni öptüm=)=)=)
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
bukadar
Yeni Üye
avatar


Kayıt tarihi : 16/07/10

Mesaj Sayısı : 26

Teşekkür Sayısı : 29

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   C.tesi Tem. 17, 2010 10:19 pm

bu dizi o kadar beynime işlemiş ve aynı zamanda karakterlerin kuracağı cümleleri o kadar yakın kurgulamışsın ki sesleri beynimin içinde yankılandı
ellerine sağlık
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:40 pm

ayy cnm çok tesekkür ederim çok iisiniz hepinizde
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:40 pm

krissehrob Gülümseme
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:41 pm

hepinizi sewiorm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:44 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:45 pm


Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:45 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:47 pm

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:47 pm

sezi çooooooook sewiorm
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:48 pm

,,,
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:48 pm



En son ---hasretmurat--- tarafından Çarş. Tem. 21, 2010 4:55 pm tarihinde değiştirildi, toplamda 1 kere değiştirildi
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:49 pm

krisherob
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 8:50 pm

ARKADAŞLAR GÖNÜLÇELEN 2.SEZONUNDA 23 TEMMUZDA YENİ SEZON FRAGMANI 3 AĞUSTOSTA DA FİLM BAŞLIYACAK DENİLİYOR HEPİNİZİN DİKKATİNE!!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
^zєאภєק ^๓єlєк
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar


Kayıt tarihi : 12/07/10

Mesaj Sayısı : 3635

Nerden : Siirt

Yaş : 22

İlgi alanları : ﻮöภülçєlєภ,şเเг אคz๓คк,๓üzк ๔เภlє๓єк,Ŧยt๒๏l,๒ครкєt๒๏l...

Durumunuz : ภє ๏lรยภ เştєє เאเ๔เг

Teşekkür Sayısı : 4127

Rep Puanı : 71

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Salı Tem. 20, 2010 9:25 pm

teşekkürler canım

_________________






zєאภєק ^๓єlєк & sekercikkk & tatlı_cadı
Crying or Very sad kalp Crying or Very sad ZeTuÇi Crying or Very sad kalp Crying or Very sad
Üçlü İttifak Grubu
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ezeldizisi.forummum.com/forum.htm
---hasretmurat---
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 27/06/10

Mesaj Sayısı : 53

Nerden : sivas

Yaş : 20

İlgi alanları : gönülçelen canselçin tuba büyüküstün

Durumunuz : gönülçelen hastesı

Teşekkür Sayısı : 58

Rep Puanı : 0

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Tem. 25, 2010 6:13 am

ark.7.sayfayabakın
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
melek_gönülçelen
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 06/07/10

Mesaj Sayısı : 57

Nerden : kadıöy

Yaş : 18

İlgi alanları : gönülçelen zilemek, bisiklete binmek

Teşekkür Sayısı : 62

Rep Puanı : 3

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Ağus. 01, 2010 8:54 pm

hemen devamını yazzzzzz çk güzle ben bitane daha senaryo okudum o da iyiydi ama bu mükemmellllllllllllllllllllll
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
melek_gönülçelen
Isınan Üye
avatar


Kayıt tarihi : 06/07/10

Mesaj Sayısı : 57

Nerden : kadıöy

Yaş : 18

İlgi alanları : gönülçelen zilemek, bisiklete binmek

Teşekkür Sayısı : 62

Rep Puanı : 3

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Paz Ağus. 01, 2010 8:55 pm

ne atma beeeee nerden öğrendin onuu sennnn
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
tatlı_cadı
Süper Moderatör
Süper Moderatör
avatar


Kayıt tarihi : 30/04/10

Mesaj Sayısı : 5429

Nerden : MALATYA

Yaş : 23

İlgi alanları : Burak Özçivitt :)

Durumunuz : Fena Değil

Teşekkür Sayısı : 6001

Rep Puanı : 41

MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   Cuma Ağus. 06, 2010 12:26 am

Teşekkürler Göz
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
http://ezeldizisi.forummum.com
Sponsored content




MesajKonu: Geri: 17.Bölüm Senaryosu   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 

17.Bölüm Senaryosu

Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
4 sayfadaki 5 sayfasıSayfaya git : Önceki  1, 2, 3, 4, 5  Sonraki

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
Gönülçelen Dizisi Fan Sitesi :: .:: Gönülçelen Dizisi ::. :: Sanal Senaryo-
Buraya geçin:  

Forum Saati Çarş. Kas. 22, 2017 3:31 am .

Powered by Gönülçelen Fan Sitesi
Copyright ©2010 - 2011

Gönülçelen Dizisi Fan Sitesi©




"İnsanların en hayırlısı, insanlara faydalı olandır." Hz.Muhammed (S.A.V).'' 2010 '' www.gonulcelen.forumn.biz '' 2011 ©
Bedava forum kurmaya hazir misin ? | Sanat, Kültür ve Hobiler | Sinema | © phpBB | Bedava yardımlaşma forumu | Haberleşme | Suistimalı göstermek | Bir blog yaratın